bismillah dedik ve girdik denize

Ala b. El-Hadrami komutanlığında düşmanı takipte olan İslam ordusu düşmanı gördüklerinde onlar denizin karşı kıyısındadır, ordu ne yapacağını bilemez Ala kıyıda durur Ya Aliyy  Ya Azim Ya Halim Ya Kerim der ve bismillah deyin ve karşıya geçin diye emreder. Bismillah dedik ve girdik denize der Enes b. Malik, karşıya geçip düşmanı bozguna uğrattıklarında develerinin ayaklarının bile ıslanmadığını aktarır.

Yola çıktığım zamanlarda dilime dolanan bu mottonun nereden geldiğiyle başlamış olalım yazımıza. Babamın kütüphanesinde bulunan ve sahabe dönemi yaşanan über ilahi yardımların anlatıldığı ufak bir kitapta geçer bu hikaye. Küçük yaşlarda okumuş olduğum bu kitaptan aklımda kala kala bu hikayenin mevzubahis ifadesi kalmıştı. Hikayeyi aktarmak için kitabı raflar arasından bulmam gerekti içinden bu hikayenin bulunduğu sayfayı aradım neler dönmüş serhat ya dediğim başlıklar gördükten sonra hikayemizi buldum ve buraya aktarmış oldum.

Mehmet Akif büyük Safahat’ına;

Ağlarım,ağlatamam;hissederim,söyleyemem;
Dili yok kalbimin,ondan ne kadar bizârım!
cümleleriyle bir girizgah yapıyor. Bunun üzerine bize düşen ne olur? Anca ya ne desem bilmem ki, nasıl başlasam, nasıl söylesem ki diye diye girebiliriz konuya heralde. Çünkü şuan kafamda oluşturduğum şeyleri nasıl dökeceğimi tam olarak bilmiyorum. Ancak şununla başlayabilirim sanırım; ben herkesin bir hikayesi olduğuna inanıyorum. Çok edebi ağdalı bir dil kullanmak alıntılara boğmak istemiyorum yazımı bunu içimden geldiği gibi yapacağım sadece. İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. Üç kelime gibi görünen bu hikayenin derinlerine indiğimizde hani hayatımı yazsam roman olur diyen insanlar -ki savunduğum odur roman olsun olmasın herkesin bir hikayesi vardır- tanıdığımızda kimim ulan ben sorusunu sormaya ve kendimizi tanımaya başladığımızda işte önümüze giriş gelişme ve sonuçtan oluşan bu hikayeler çıkıyor. Tabi mutlu sonlarla bitmiyor her zaman ve bazen anlamlı bazen anlamsız oluyor bu hikayeler. Bir insanla tanışmanın konuya direk dalmanın belki en iyi yoludur ‘bana hikayeni anlatır mısın?’ diye sormak. Evet buradayım bolca vaktim var ve dinliyorum, bana hikayeni anlatır mısın? Hikayelerimizi paylaşalım mı? Bizim yaşadığımız da sorun muymuş ya da bunun yanında bizim yaşadığımız hayat mıymış diye sorgulatan hikayeler. Kendisini sevdiği kız için yiyip bitiren bir adamla tanışmıştık Hamza ile otostop yaparken. -Hamza liseden iyi bir arkadaşımdır.- Sakarya’dan doğu istikameti yönünde seyrediyoruz ( bu seyahati ayrıntısıyla daha sonra kaleme alacağım ) Akçakoca’ya vardık güzel bir yerde başparmakları kaldırdık ve otostopa başladık. Beyaz bir şahin durdu yanımızda nereye gençler diye sordu şoför, Bartın tarafına gidiyoruz dedik, atlayın Ereğli’ye kadar götüreyim sizi dedi. Hamza öne ben arkaya oturdum başladık muhabbete. Çok şanslısınız normalde pek gelmem bu tarafa bugün böyle bir geldim bir türbe ziyaretinde bulundum şimdi de dönüşe geçtim sizi görünce alayım dedim, dedi. Ya bizim de dertlerimiz var işte o yüzden dedim bir türbe ziyaret edeyim bir kafa izni vereyim kendime, iştekilere bugün yokum beni idare edin deyip geldim buraya. 28 yaşlarındaydı mevzuyu az çok çaktım ve evli misin abi diye sordum dikizden baktı şöyle, bir iç çekti ya dedi bir kız var. İşte dedim. Ben diyor bu kızı sevdiğim kadar kimseyi sevmedim. Bunları anlatacak kimsem de yok ve artık patlayacağım sanırım. Bana, artık bana bir daha mesaj atma ya da arama dedi. Neden böyle yapıyor anlamıyorum daha yeni aha bu tespihi bana hediye etti. – vitesten tespihi çıkartıp bize gösteriyor mavi 33lük bir tespih- tespih hem aksesuardır hem de manevi bir anlamı vardır diyor. Yani bu kız benim ahiretimi de düşünüyor bana aslında değer veriyor. Geçen kız kardeşimle buluşmuşlar, sorduğumda olumsuz, bitirdiğine dair bir sinyal vermediğini söylüyor ben anlamıyorum hani madem bitiyorsun neden bu şekilde davranıyorsun? Bitirdin madem, tersle hepten kesip at ama öyle yapmıyor! Belki zamana ihtiyacı vardır, belki biraz fazla sıkmışssındır zamana bırak olursa olur olmazsa başka kız mı yok be abi diyerek aslında çok da tecrübeli olmadığımız bu konuda kendisini teskin etmeye çalışıyoruz. Ereğli’ye yaklaştığımız sırada hızı düşürdüğünü farkettim hemen ayrılalım istemiyordu 🙂 Ereğli’ye girmeye yakın gençler aç mısınız size İskender ısmarlayayım dedi, yediğimiz bir kase mısır gevreği ve yarım ekmek arası haşlanmış yumurta ile duruyorduk, son sabah sıfıra çıkmıştı dolap ve yolda yeriz artık diyerek aç açına yola çıkmıştık. Bu soru karşısında şahsen benim midem bi oraya bir buraya zıpladı heyecandan tabi, ya hiç gerek yok falan diyoruz nezaketen sonra ısrar etti ve Ereğli sahile girdi bizi şöyle sahilde kısa bir turlatıp yanlış hatırlamıyorsam Bursa İskender ismine benzer bir restorana soktu. Yemeği yedik ben Barış abinin -ismi Barış’tı- durumunun çok çok iyi olmayabileceğini ve ödediği hesapla ona yük olabileceğimizi düşünerek cüzdanımı çıkartıp en azından bir kısmını vermemizi kabul etmesini istedim. Bu parayı alırsan ben daha iyi hissedeceğim dedim. Kesin bir hareketle bunu reddetti hiçbir şekilde paramı kabul etmedi parayı geri cüzdana koyarken ona bakıp gülümsüyordum, keşke dedi en azından ben de senin şuan mutlu olabildiğin kadar mutlu olabilsem. Teşekkür ettim, dertlerine kefaret olsun abi inşallah dedim, inşallah dedi. Arabaya bindik bizi güzel bir yerde bıraktı ve çok sürmeden direk Bartın’a giden bir araba düşürdük.. bu hikayenin geri kalanını ayrı bir yazıda kaleme alacağım.

Yani yola çıkıyorum, insanlar tanıyorum, hikayeler dinliyorum, insanların dertlerini dinliyorum; ya kusura bakmayın sizin de kafanızı şişirdim dertlerimle demişti, estağfurullah abi dedim olur mu öyle şey, bizler profesyonel dert dinleyicileriyizdir. 🙂 Yola çıkmak demişken, evet artık yola çıkıyorum yola çıkmak hissi içimde hastalık halini aldığından beridir, hiç binmediğim sadece sesini ve görüntüsünü tanıdığım tren seslerinin gece başımı yastığa koyduğumda kafamda çınlamasından beridir, gezgin motosikletçi bi abinin ifadesiyle ‘damara karıştıysa artık o zehir..’, evet karıştığından beridir kendimi belki yollarda bulacağım düşüncesi ile yollara çıkmaya hasret bir haldeyim. Yol ve hayatın bir olması durumu… bunu nasıl açarım tam olarak bilmiyorum kopya çekeceğim ‘uzun ince bir yolda gece gündüz gidiyor olma’ hali. Bu yolda insan yolcu da oluyor yollu ya da yolsuz da Neşet baba’nın kullandığı tabirle yoksuz da oluyor. Çoğumuz serseri yolcular gibiyiz nereye varacağını ya da varıp varamayacağını bilmeyen. Belki yolun bir kenarına yığılıp kalacağız ama yürüyoruz işte bazen bir başına bazen bir yoldaş bir yol arkadaşı ile. Belki ezilip çiğnendiğimiz olur bu yolda ya da tutacak bir el bulduğumuz,  nihayetinde bir hikayemiz kalıyor işte geride. Hem İsmet Özel ölüyoruz, demek ki yaşanılacak diye bitiriyor Yıkılma Sakın şiirini.

Böyle işte, biz de bismillah dedik ve girdik denize, çıktık bir yola.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s