Doğu istikametinde yola çıkışımız, Doğu Ekspresi, Ankara ve Erzurum

Fatih ve Ahmet Can ile beraber çıktığımız Gürcistan seyahatinin ilk etabını oluşturuyor bu hikaye. 2015 yaz aylarında okul biter bitmez işe başlamıştım, abim askere gitmişti babam Sakarya’ya yazlığa kaçmıştı ve Topkapı’da bulunan kafetaryada kuzenimle beraber bana da bir sorumluluk vermişti. Sabah 8, Akşam 8 kasaya ve ortaya bakma üzere çalışıyordum ortalama bir maaş ile çalışıyordum ancak benim için iyi diyebileceğim bir paraydı bu, daha sonra yine part-time olarak çalışmaya devam edip çeşitli ülkelere seyahat etme imkanı bulacaktım. O yaz çok bir şey yapamadım, sağolsun geldiğinde 4 günlük bir izin kopardım ve arabayı da emanet alıp 5 arkadaş bagajı komple doldurup -boş piknik tüpü dahil olmak üzere- Bolu Yedigöller’e kampa gitmiştik. Sonbaharın tam başlama zamanları yaptığımız bu kamp çok güzel olmuştu 3 gece 4 gün sürdü, bunun için ayrı bir yazı kaleme alırım şimdi ona girmenin bir anlamı yok. Fatih bu kampa gelememişti okulu ve dersleri erken başlamıştı hatta biraz satış yaptınız oğlum havasındaydı 🙂 bunun öncesinde Kerem ile ( bu isimler ile sıkça karşılaşacaksınız çünkü seyahatleri ve bu tarz tecrübeleri genelde aynı arkadaş çevresi ile yapıyoruz ) Ege-Akdeniz yapmışlardı otostop ile katılmak istiyordum ancak o zaman çalışıyordum buna imkanım olmadı. Fatih de kampa gelemedi sonra onunla sözleştik güz dönemi finalleri biter bitmez yola çıkacaktık. Kafamızda Rusya vardı, ucuz uçak bileti falan düşürüp bi Petersburg bir Moskova yapmayı geçiriyorduk kafamızdan, bu dönemler Rusya’nın Suriye kuzeyinde Türkmenleri ağır bombardıman altına tuttuğu ve Rus başkonsolosluğunun Türkiye’de protestolara şahit olduğu zamanlardı ve Kasım aylarında da itin kuyruğu koptu ve hava sahası ihlali yapan bir Rus jetini düşürdük. Bunun öncesinde benimle aynı sınıfta okuyan İspanyol bir arkadaşla Rusya seyahati hakkında konuşmuştuk ve kendileri için Rusya vizesi almanın çok zor olduğundan bahsetmişti bir ay sürebilecek bir süreç olduğundan vs. bahsetmişti öyle mi bizim için vize gerekmiyor dediğimde şaşırmıştı Rusya gezisi sizin için kolay olmalı demişti, jeti düşürdük iki taraflı ardı ardına çok sert diplomatik açıklamalar geldi daha sonra Rusya’dan resmi açıklama olarak Türklere vize serbestisinin kaldırılacağı bilgisi geldi. Aynı arkadaşa artık sizin için daha kolaydır Rusya’ya seyahat etmek demiştim 🙂 Rusya bizden vize isteyecekti bunun kolay kolay alınamayacağını da biliyorduk ve alınsa dahi Rusya’da Türk vatandaşlarını kırmızı halılarla beklemeyeceklerini de.

Böyle olunca zaten biraz masraflı gibi de görünen Rusya seyahat planımızı bir başka bahar için askıya aldık vizesiz ülkeler vardı kafamızda ve bu Gürcistan oldu. Geze geze gidecek ve yine geze geze dönecektik. 3 arkadaş oturduk plan yapmaya başladık, Türkiye’nin doğusuna kadar o zamana dek çok arzuladığım Doğu Ekspresi treni ile gitmek konusunda mutabık kaldık. Yaklaşık 20 gün sürecek gezimiz için Gürcistan’a bir buçuk hafta gibi bir süre ayırmıştık geriye kalan zamanda da Karadeniz’i gezerek ( Rize, Trabzon, Ordu, Giresun, Samsun ) otostopla dönüşe geçecektik. 15 gün öncesinden hosteller için çok ucuz fiyatlardan 4 ayrı şehir için rezervasyon yaptık. Bu şehirler Batum, Tiflis, Gori ve Kazbek’ti. En ucuz fiyat 10~ lira ile Batum en pahalısı da 18~ lira ile Kazbek olmuştu. 1 hafta kala sınavlar bitmeye yakın büte kalıp kalmama durumları netlik kazandığı an tren biletlerimizi aldık Ankara’ya gidiş için tam yola çıkış tarihimizde ‘hesaplı’ bilet düşürdük bu biletler öğrenci ya da yetişkin farketmeksizin yarı fiyattan satılıyor şuan net olarak hatırlamıyorum ancak Ankara hızlı treni için 35 lira falan ödemişizdir az bir ücret ödemişizdir. Doğu Ekspresi trenlerimizi öğrenci olarak aldık Erzurum için 43 lira idi o da yanlış hatırlamıyorsam öğrenci fiyatı kuşetli için. Üçümüze koltuk aldım kuşetli de dördüncü koltuk için de kardeşimin TC numarası ile yine öğrenci bileti alıp 4. koltuğu da kapatıp kendi aramızda bölüşüp kuşeti tamamen kendimize ayırmıştık.

20160910_140344.jpg
biletler için aldığım çıktıları buldum az önce fiyatlar net olarak bu şekilde imiş

biletleri aldık çantaları dizdik plana göre istikametimiz üzerindeki Ankara ve Erzurum’da birer gece konaklayacaktık.  Fatih Ankara’da bir couch ayarladı interrail türkiye grubundan ve nihayet Pendik’ten o sabah saati ulaşması zor olan yerden Maltepe’de kaldığımız bir arkadaş evinden erken saatte çıkıp istasyona doğru yol almıştık.Vardığımızda sabah ezanı okunuyordu ancak istasyonda bulunan mescit kapalı idi ilk namazımızı yemiş olduk trene atladık çantaları koyduk koltuklarımıza oturup sırtımızı yasladık. İşte nihayet hayatımda ilk defa trene biniyordum. Saat gelip çattığında makinist kornayı öttürüyordu artık işte bu ya diyordum içimden tren ulan tren be diyordum. Tren harekete geçti ve geri geri gitmeye başladı, sonra insanların çoğunun neden diğer istikamete oturduğunu anlamış aldık çünkü ters yöne bilet almışız.

IMG_0657.JPG
Fatih trene girmeden son pozunu veriyor

 

Bu arada Ocak mevsimindeyiz İstanbul’da kar yoktu ancak iyi soğuk vardı, fotoğraflarda da görüleceği üzere kat kat giyinmiştik üstümüzü. Şahsen benim üzerimde; mont, hırka, kazak, termal içlik onun altında da atlet vardı. Hava yağmurlu idi ve çok güzel manzaralara şahit olduk Ankara’ya gidene kadar bunları fotoğraflamadım ama videolarını almıştım dönüşte hazırladığım kısa filmde bu görüntülere ulaşabilirsiniz. Fatih ve Ahmet Can 4 saat süren bu yolculuğun büyük kısmında mışıl mışıl uyudular 🙂 ben kulaklığımı takmıştım ve kafamı cama yaslamış vaziyette dışarıyı seyrediyordum. Kaydadeğer yerlerde kamerayı çıkartıp görüntü alıyordum hemen. Bu arada hızlı tren çok fazla istasyonda duruyor ve ortalama 150 km/h gibi bir hızla gidiyor bazen 290 ı falan bulduğu oluyor ama birazdan duracağı için çok sürmüyor bu 40’a düştüğü oluyor. Hızlı tren deyince ben 500’le falan gider diye bekliyordum 😀 bir bilgim yoktu binmeden ancak 4 saat sürecek olması bir ipucu vermişti haliye çok sürpriz olmadı bizim için. Yine de her halükarda bir otobüsle karşılaştırıldığında veya eski trenle karşılaştırıldığında çok konforlu bir şekilde varıyorsunuz Ankara’ya. Mesela bir seferinde Pendik’e gitmeye üşendiğim için Otogar’dan bindiğim ucuz bir otobüsle Ankara’ya varmam 8 saati bulmuştu. Her terminalde durdu otobüs, İstanbul’dan çıkarkenki rezil trafik, yaşadığım tatsızlıklar vs. de cabası. Şu treni Sirkeci’ye ya da en azından Haydarpaşa’ya bağlasalar da rahatlasak çok mükemmel olacak o zaman Ankara Eskişehir ya da Konya’ya gitmek çok rahat olacak. 4 saat 15 dakikalık bir yolculuk sonrasında Ankara’ya varmıştık.

IMG_0748.JPG
solda Ahmet Can

Herhangi bir izini görmemiştim ancak gara yapılan alçak saldırının ardından fazla zaman geçmemişti. Güvenliğin artırıldığını görmüştük her yerde polisler vardı. Ulus tarafına yöneldik açlığımızı bastırsın diye birkaç simit alıp yedik. Fatih simitçiye ‘abi Ankara simidi verir misin’ demişti, Fatih İzmir’de değiliz demiştim ben de 😀 simitleri yedik bir parkta oturduk Fatih interrail türkiye kanallarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Sonra ilk etapta kalacak yer değil ancak çantalarımızı bırakabileceğimiz bir ev bulduk. Nerde olduğunu tam hatırlamıyorum ama iki buçuk km falan yürümüşüzdür Ulus’tan eve varana kadar.

IMG_0772.JPG
kafamda Ankara’nın tamamen gri çirkin betonlardan oluştuğu imajı vardı ilk gözüme çarpan bu Ziraat binasını görünce vaaay hoşmuş demiştim. Eski Cumhuriyet dönemi mimarisine sahip binalar oldukça hoşuma gitti. 70-80’lerde dikilen izbe binalar gibi değiller estetik bir duruşları var.

Yolda bir yerde 8 lira sulu yemek + kola gibi bir ilan gördük esnaf lokantasına benzer bir yerde. Koş koş koş dedik oturduk ve karnımızı güzelce doyurduk.

IMG_0787.JPG
dışarısı o kadar soğuktu ki içeri girince sıcak havadan kamera lensi direk buğu yaptı

Çantalarımızı bıraktık, kaleye doğru yol aldık. Kale taraflarında bulunan eski Ankara mahallesi ve yeni yapılan cumbalı evler göze hoş geliyor yine, eskiden buraların gecekondu mahallesi olduklarını ve çalışmaların yapıldığını biliyordum. Kalenin arka kısmında kalan çirkin görüntü için de yakın zamanda bir şeyler yapılır umarım. Olduğu gibi duran gecekondu mahalleleri çok çirkin bir görüntü oluşturuyor. Kalenin iki farklı tepesine de çıktık. Dolanıp görüntü aldıktan sonra Ankara Arkeoloji Müzesi ve Koç Müzesi’ni gezdik.

Ankara Arkeoloji, İstanbul Arkeoloji kadar olmasa da gayet zengin bir müze. Ankara’ya gitmişken ziyaret etmeden dönmek olmaz. Tunç çağı dönemine dair yapılan balmumu heykelleri vardı dikkatimizi çok çekmişti çünkü ilk bakışta gerçek insan sanmıştık biz 😀 çok kaliteli heykeller.

IMG_0900.JPG
çok detaylı beh helal olsun kim yaptıysa bunu yapan adamdır ulan adam (entelektüel seviyeyi dışa kusmak)

Koç Müzesi’nde binbir çeşit şey var eski gemi maketlerinden tutun eski yeni bilgisayarlar oyuncaklar vs. çok ilginç şeyler var. Bunların yanında çok sıradan görünen şeyler de var mesela tshirtler şapkalar, bunları ne diye koymuşlar bu müzeye diye soruyordum kendi kendime. En son girişe yakın bi yerde askılarla asılı çok aşırı sıradan bir mont gördüm yeter lan dedim bunun neresi müzelik görevliye sordum afedersiniz bu mont da müzenin bir parçası mı? Hayır beyefendi benim montum dedi bayan görevli. Müzekart kabul etmeyen Koç müzesinden ayrılışımız bu şekilde olmuştu. Akşam oluyordu, Fatih Ankara’da oturan arkadaşları ile buluşma kararı aldı biz de buna uyduk ve onların tavsiye ettiği kafede onları beklemeye koyulduk. Kalenin hemen aşağılarında bulunan kafenin ismi Gramafonkafe, göze hoş gelen nostaljik bir dizaynı var. Eski Türk filmi müzikleri afişleri, eski gramafonlar tabi ki, tuvalete çıktığımda erkekler tuvaletinde Bülent Ersoy’un eski siyah beyaz 🙂 bir fotoğrafı kadınlar tuvaletinde ise kadın olduğu ilk zamanlardaki fotoğrafı bulunuyordu. Fatih’in arkadaşları geldi bu sefer yine kaleye çıktık ve Ankara’yı bir de akşam gözüyle görmeye koyulduk. Sonra birer kahve içip vedalaşıp ayrılmıştık.

IMG_1017.JPG
gece görüntüsü ile Anıtkabir

Bu sırada Fatih elinden telefonu hiç bırakmıyordu en son müjdeyi verdi oğlum kalacak yeri ayarladım! dedi. İnterrail Türkiye grubunda Fatih’in refleri sayesinde bizi kabul edecek birileri çıktı, evi bulmamız çok kolay olmadı aslında Kızılay’a 2 km mesafe var yoktu taksiye bindik bizi evinde ağırlayacak olan Bayram’ın whatsapp’tan yer bildirimi attığı yere kadar taksiyle gidebildik ama GPS adamakıllı çalışmıyordu, oraya vardığımızda bizi bir orada bir burada gösteriyordu zaten telefonlaştığımızda onun gönderdiği yer bildiriminin de yanılma payı ile bize geldiğini anladık şuraya şuraya gelin dedi birkaç sokak yanlış bir yere gitmişiz sonunda bulduk birbirimizi Bayram dışarıya çıkmış bizi bekliyordu. Eve girdik bir öğrenci eviydi ve evi paylaştığı 2 arkadaşından birisi o anda oradaydı.

IMG_1035.JPG
Çay, bisküvit yatmadan önce muhabbet ederken

Çok güzel karşıladılar bizi çok samimi bir ortam vardı saatlerce muhabbet ettik. Bayram bir süre Rusya’da okumuş sonra okulu bitirmeden Türkiye’ye gelmiş şimdi burada devam ediyor okuluna. Rusya’da yaşadıklarından anlatıyordu biz de yolculuğumuzu ve planlarımızı anlatıyorduk. Fatih uyku tulumu ile yer yatağında yatmayı tercih etti, Ahmet Can ile biz de çekyatlara uzandık. Sabah kalktık beytepe kampüsüne gittik kampüsü gezdik ( yatay geçiş ile alakalı bilgi almak ve kampüsün neye benzediğini görmek için gitmiştim ) Kızılay’a döndük, Güven Park’a gittik merkezde dolaştık derken bizim tren saati gelmişti 1. Meclis’i görmeyi çok istiyordum nasip olmadı, Anıtkabir’e de gidemedik. Eve dönüp çantalarımızı alıp gara dönmek üzere yola koyulduk.

Nihayet tren saati geldi çattı ve artık Doğu Ekspresi treni ile Erzurum için yola çıkmıştık.

IMG_1168.JPG
şu görüntüyü görmek..

22 saat sürdü Erzurum’a varmamız, Erzincan civarlarında ufak tefek arızalar yaptı tren bu yüzden biraz gecikme ile vardık normalde 20 saat civarı sürmesi gerekiyormuş. Gördüklerimi duru bir şekilde aktarmaya çalışacağım ve gerisini fotoğraflara bırakacağım edebi bir havayla tasvir etmeye kalksam becerebileceğimi sanmıyorum işin içinden de çıkamam sanırım o zaman 🙂 . Akşam treniydi ve bindiğimizde hava çoktan kararmıştı, uzun bir süre hiçbir şey göremeyeceğimizi ve karanlıkta gideceğimizi biliyorduk. Biner binmez müzik açtık eğlenceli geçiyordu Ahmet Can yanında getirdiği şiir kitaplarını çıkardı sesli olarak okuyordu. Fatih kuşetten çıktı tuvalete gitti geldi bi daha çıktı sonra Ahmet Can ile beraber çıktılar yan kuşette birileriyle tanıştıklarını ve çok güzel ortam olduğu ve benim de gelmem gerektiğini söylediler ben uzanıyordum ve telefondan Whiplash’i izledim o bir buçuk saat. Tabi bu sırada yan kuşetten gelen saz tıngırtı seslerini duyuyordum. Hem çalıyor hem söylüyordu birisi, filmi bitirdim  ben de yan kuşete geçtim selam verdim meclisinize katılabilir miyim dedim zaten tıklım tıklımdı iyice sıkış sıkış olundu ben de oturdum bir kenara. Fatih kaçmaya yer arıyormuş o sırada müsaade isteyip çıktı o da. Keşke o zamanlar not alsaydım bunları şimdi ne isimler aklıma geliyor tam olarak ne de ayrıntısıyla yapılan muhabbetleri hatırlıyorum. Ama kuşette saz çalan bu kişi Karslı, Almanya’da Hollanda’da konserler veren bir aşıktı. Elindeki sazı göstererek ben buna çok yalanlar söyledim öbür tarafta benden hakkın alır diyordu. İsmini hatırlamıyorum, ama yanlış hatırlamıyorsam Fatih, Aşık Mahzuni’nin bir talebesi olduğunu söylemişti emin değilim şuan. Memleket sorunlarını konuştuk beraber, anadoluyu konuştuk. Önümde işte Anadolu’nun insanları, bu memleketin insanları vardı ve oturmuş muhabbet ediyorduk onlarla. Memleketin kalkınmasından konuştuk, bunun sadece belli başlı şehirlerle sınırlı kalmaması gerektiğini. Liyakatten dem vurdum ben kayırmacılığı eleştirdim hakeden insanlar bugün hakettiği yerlere ne kadar gelebiliyor diye sordum. Herkes bir şekilde sohbete katkıda bulunuyor ve çok samimi bir muhabbet çıkıyordu ortaya. Doğulu aşık bu coğrafyalara yatırımların artırılması gerektiğini savunuyordu. Bak diyordu hep göç ettiler buralardan, benim çocuklarım hep İstanbul’a yerleşti şimdi sen onlara doğudan dünyaları ver gelmezler buraya. Yozgat’ı geçtiğimizde ben o kuşete geçmiştim, kuşettekiler kalkmaya hazırlanıyordu Kayseri’ye geldiğimizde ineceklerdi Aşık haricindekiler TCDD’de çalışan makinistlerdi. Mesela dönüşte kullanmak istediğim Samsun-Konya treninin o dönemde çalışır vaziyette olmadığı bilgisini onlardan aldım. Kayseri’ye vardığımızda vedalaşıp indiler trenden bu samimi insanlar. Aşık’a amca yine güzel bir yol arkadaşı bulursun çok geçmeden merak etme dedi bi tanesi. Biz kendi kuşetimize geçtiğimizde gerçekten de birkaç istasyon sonrasında kendisine bir yol arkadaşı bulmuştu Aşık. Uzandım ben yine bu sefer Birdman filmini izlemeye izliyordum. Film bitti kafamı yastığa kuydum ve uyumaya başladım.

IMG_1239.JPG

Oğlum kalk lan kalk diye uyandırdı Fatih beni sabah, nooldu lan? dedim oğlum güneş doğuyor manzaraya bak dedi. Camdan baktığımda hava aydınlanmış gibiydi ama güneşin kızıllığı göze çarpıyordu.

IMG_1202.JPG

kamerayı alıp daha iyi görüntü almak için kuşetten çıktık. Tuvaletin yanında bulunan oldukça büyük cama geldiğimizde şöyle bir görüntü vardı;

IMG_1207.JPG

hava çok soğuktu ve içerinin buğusu buz tutmuştu görüntü almak için bunu kazımak gerekiyordu. Farklı bir cama geçtik ve gündoğumunu şu fotoğraflarla ölümsüzleştirdik;

yükselti değiştikçe ve doğuya yaklaştıkça kısa süreler içinde farklı manzaralar adeta farklı mevsimler görmeye başladık mesela şu görüntüleri Erzincan civarlarından almıştım;

Bu görüntüleri de Erzurum’da;

Manzaranın renklerin ve tonların değişmesi sadece birkaç saat almıştı bütün bu manzara beni büyülüyordu. Saatlerce cama yapışmış vaziyette hiçbir şey yapmadan dışarıyı seyrediyordum. Elimde kitap vardı güya okurum diye aldığım, trende 10 sayfa okuyamamışımdır heralde gözümü dışarıdan alamıyordum saatlerce izledim. Vagonların beşik gibi sallanması raylardan gelen sesler, hemzemin geçitlerden geçerken trenin çaldığı korna ve bariyerlerden gelen çin çin çin sesleri tüm bu her şey çok doyurucu idi. İnsanlar soruyor, ya 22 saat nasıl dayandın insan ölür sıkıntıdan rahatsızlıktan o kadar sürede.. Valla şimdi olsun yine binerim beş kere olsun beş kere daha binerim. Kafamda bir Kars yapmak var zaten bakalım hayırlısı.

Kuşetin içinden bazı görüntüler;

İnmeye yakın Aşık ile vedalaşmıştık, onun bi 3 saat falan daha yolu vardı Kars için;

IMG_1375.JPG

Erzurum’a varmıştık istasyonda fotoğraf çekilip devam ettik. Yere basar basmaz bizim İspirli Fatih’in şive değişti, gardaşlar hele tâkip ediverin dedi. Mekan Fatih’indi artık ona tabi olduk istasyon çıkışında sağda solda görünen şeylerin ne olduğunu söyle şu şu cami şu şu hamamdır şurada kervansaraylar var Selçuklu’dan kalmıştır vs. gibi. Lise’den bir arkadaş aracılığıyla Erzurum İMH derneğini ayarlamıştık gidip selamlaşıp yerleştik. Sağolsunlar iki katlı koca derneği bize emanet bıraktılar gece sadece 3 kişiydik. Yine Erzurum’da Fatih’in bir arkadaşı ile buluştuk başta, arabasıyla bizi cağ kebabı yemek üzere güzel bir yere götürdü. Açtık. Cağa yumulduk vallaha. Cağlayım mı gardaş diyor garson, cağla baba cağla diyoruz gerçi dördüncü de kesildik ama iyi yedik be. O değil de öyle böyle yemedik. Şaka maka iyi yedik.

Fatih’in arkadaşından ayrıldık, kendimiz dolanmaya başladık şehirde. Akşam sanırım -15 derece falandı hava. Eldivenleri hiçbir şekilde çıkartamıyordum dışarıda, İstanbul’da soğuk soğuk dediğimiz havaların aslında hiçbir şey olmadığını anladım Erzurum’da. Şehir büyük bir buz pisti gibi zaten. Belediye kaldırımlardan karı ne kadar da temizlese altta bir buz tabakası kalıyor ve kaldırımlarda kaya kaya yürüyoruz. Erzurum çok çok büyük bir şehir değil, merkezin çevresini ve görülmesi gereken eserleri bir gecede gezip bitirdik. Kaleye çıkamadık gerçi hala içimde uktedir Erzurum kalesine çıkacağım bir gün. Yakutiye medresesi çok hoştu, minaresi ve üzerindeki süslemesi Konya’da gördüğüm Selçuklu tarzı süslemeleri andırıyordu. Çifte Minareli Medrese’yi gördük, Kümbetleri ve Ulu Cami’yi. (Ulu Cami’ye sabahtan gitmiştik)

Biraz dolaştıktan sonra bir handa Fatih için tuvalet aramaya koyulduk, o bir tuvalet buldu kendisine biz de onu beklerken bir çay içelim bari dedik. Müzisyenler çayevi isimli bir çay ocağı. Kıtlama usülü içmeyi pek beceremediğim için usulüne yine o şekilde gelen çayın yanında bir kaşık istedim. İstanbul bebesi diye bakmışlardır kesin 🙂 şekerimi atıp karıştırıp içtim çayımı ve Erzurum’da nerede çay söylersek söyleyelim istisnasız yanında hep limon oluyordu. Erzurumlular kendilerine has hoş bir çay kültürü edinmişler. Çayımızı içerken mekanın sahibi abi ile muhabbete başladık nereden geldiğimizi sordu hoşgeldiniz gençler dedi. O sırada çay getiriyor götürüyor, ve gidip gelirken şarkı mırıldanıyordu bazen bu mırıldanmadan farklı bir boyut alıyor basbaya tize falan çıkıp türkü çığırıyordu çok hoşuma gitti kamerayı çıkarttım abi görüntü alabilir miyim dedim tabi canım ne demek dedi ve benim için bir şarkı patlattı. Bu şarkıya şuradan ulaşabilirsiniz.

Fatih’in sözü vardı bizi bir künefeciye götürüp künefe ısmarladı. Gayet güzeldi allah için, beğenmiştim. Cağ kebabını sindirdikten sonra iyi gelmişti. Gezip turladık biraz daha, 12 olmamıştı derneğe gidip yarın sabah yola çıkmak için hazırlıklara koyulduk.

Erzurum beklediğimden daha canlı bir şehirdi, ilk defa gidiyordum oraya da, izlenimlerim gayet iyi oldu. İnsanları çok sıcakkanlı bizi güzel ağırladılar. Genç nüfus oldukça yüksekti Erzurum’da diğer şehirlerle karşılaştıracak olursam, bunu Erzurum’da bulunan iki devlet üniversitesine yordum. Vaktimiz olsaydı Palandöken’e de çıkmak istiyorduk ama nasip olmadı. Yukarıda fotoğrafta görünüyor, akşam olunca kulaklarım artık Erzurum soğuğuna dayanamadı buz tuttu resmen. Öyle geliyordu ki sanki dokunsam düşecek kulaklarım. Büfe gibi bir yerden soğuktan koruyucu kulaklık aldım. Evet Erzurum’da büfelerde kulaklık satılıyor. Ankara’da gördüğüm Cumhuriyet mimarisi izlerini Erzurum’da da gördüm. Erzurum Kongre binasına giremedik sabah erkenden çıktığımız için, dışarıdan gördük. Bu yapılar göze hoş geliyor. Erzurum merkezinde bunlardan bolca görülebilir, tabi şehrin büyümesi ve yayılması klasik beton apartmanlar şeklinde olduğu için merkezden dışarıya biraz açıldığınızda Erzurum büyüsü bozuluyor.

Dernekte duşumuzu aldık otostop için kartonlarımızı hazırladık alarmlarımızı kurup telefonları power bankleri şarja taktık. Sabah erkenden yola çıkmak üzere yattık.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s