İstanbul’da okul, Yedigöller’de kamp

Bir önceki yazımda Yedigöller kampı maceramıza kısaca değinmiştim bu yazımda bu maceranın nasıl ortaya atıldığını ve nasıl geçtiği üzerinde duracağım. 2015 yazını çalışarak geçirmiştim Ramazan’da Sakarya’ya kaçmıştım sonrasında okullar açılana kadar tam mesai sonrasında da part-time olarak devam ettirmiştim çalışmayı. Whatsapp grubumuzda arkadaşlarla döndürdüğümüz geyik bir gün bir şekilde bir yerlerden bir VW Amarok kiralayıp ora senin bura benim gezmek hatta Kapadokya’ya gidip güzel bir yere çadır atmak gibi şeyler yazıyorduk. Sürekli paylaşılan Amarok resimleri çadır resimleri Kapadokya resimleri ile kendi kendimizi şevklendiriyorduk. ‘Olum bir gün..’ diyorduk. Çadırla kamp yapma konusu ciddiye bindi, o sıralar da Yedigöller üzerine konuşmaya başlamıştık, Yedigöller’in kuşbakışı görüntüleri, rengarenk sonbahar görüntüleri Yedigöller’de çadır atıp kamp yapabileceğimiz konusunda ikna olmaya itti. Bunun üzerine ekşi’den vs. araştırıp bilgi almaya başladık, nasıl gitmeli ne götürmeli ne kadar kalmalı gibi bilgileri araştırıyorduk. Bu sırada Kurban Bayramı geçmiş ve okullar da açıldı açılacaktı. Çengelköy Çınaraltı’da konseyi topladık ne yapmalı ne etmeli diye tartışmaya koyulduk. Altımda Opel Astra vardı o sırada emaneten benim kullandığım onunla gidecektik ama okuduğum her yerde Yedigöller yolunun berbat olduğunu alçak taban araba ile gitmenin arabaya çok zarar vereceğini okuduktan sonra fikrimizi değiştirdik bendeki arabayı ona verip babamın kullandığı Ford Connect’le gidecektik. Tarih konusunda anlaşmazlığa düştük, Fatih ısrarla ilk haftadan derslerinin başladığını – ki bizim de başlıyordu elbet – yoklama alınabileceğini haftaiçi olursa gelemeyeceğini söylüyordu, ancak yapacağımız program 4 günü bulabilecekti haftasonu gitmemiz bunu bir dahaki hafta içine kaydırırdı o zaman hiç olmazdı. Olum bırak gitme ilk hafta okula yoklama alınmaz yok hafta içi gitmeyin diye tartışırken çoğunluk olarak hafta içi kararı çıktı – ki hafta içinden gidip hafta sonuna sarkıtacaktık kampı – Biz Fatih’e kızgın o bize gönül koymuşken Fatih yerine başka bir arkadaşı davet ettik o da severek kabul etti 5 kişi günü netleştirip çantalarımızı hazırladık yolda doldurmak üzere boş bir piknik tüpü çaydanlık tava çatal bıçak her şeyi almıştık. Bagaja yüklendik ve yola çıktık. Arkadaşlardan üçü Üsküdar’da oturuyordu diğerini de Pendik’ten alacaktık. Arabayla karşıya geçtim ancak Connect ticari olarak geçtiği için Boğaziçi Köprüsü’nü kullanamazdım, 2. köprü’den geçmem gerekiyordu. Yol bilgim çok iyi değil navigasyonun da azizliğine uğradım ve Rumeli Hisarı’nın yanlarına Boğaziçi Üniversitesi’nin yanına kadar çıktım nihayet köprüye çıkabildim biraz gecikmeyle Üsküdar’a vardım arkadaşları alıp devam ettik. Pendik’ten beşinci kişiyi de alınca artık yola çıkabiliriz dedik ve otoyol’a bağlanıp Düzce’ye doğru yola koyulduk. Erzak almamıştık yanımıza her şeyi Düzce’den alacaktık ama bu şekilde bile bagaj çantalarla ve çadırla tıka basa dolmuştu. Düzce’ye varıp alışverişimizi yaptık yanımıza aldığımız çaydanlık kalaysız olduğu için yeni bir tane aldık sıvı yağ hatta marşmelov bile aldık. Padişah fermanı gibi bir fiş vermişti elimize kasiyer. Keşke saklasaymışız o fişi hatıra olarak. Kaç para tuttuğunu da hatırlamıyorum ama çok para tutmuştu 😀 . Tüm bu poşetleri bagaja yığdığımızda neredeyse dikizden arka cam görünmeyecek kadar dolmuştu. Bagajda birisini daha getirmeyi düşünmüştük bu manzara karşısında tekrar hatırlayınca bir gülme aldı herkesi. Erzakları aldıktan sonra Bolu istikametine değil yukarı Yığılca yolu tarafına doğru yöneldik. Okuduğum birçok yerde bu yolun diğerlerine göre daha iyi bir halde olduğu yazıyordu. Gelgelelim ara ara yol çalışmalarına denk geldiğimiz bu yolda çukurlara girmemek için büyük bir çaba harcamak gerekiyordu, bir sağa bir sola kaçıyordum çukurlar çok kötü durumdaydı. Tek şeritli ve kör virajların da olduğu bu yolu görünce diğerleri nasıldır Allah bilir demiştim. Ancak bu yolda müthiş manzaralar yakaladık, arabamızı sık sık kenara çekiyor arabadan inip manzarayı seyre dalıyorduk. Çok yükseklere çıkıyorsunuz bu yolda giderken, bir bulut katmanının içinden geçtiğimiz oldu. (yani sis gibi durmuyordu bulut katmanı olduğu kanısına vardık 🙂 ) Fotoğraflarda tam anlaşılmıyor bu ancak ucu bucağı görünmeyen dağ sıraları var önünüzde, sarının binbir tonu ile karşılıyor sizi. Fotoğraflarda anlaşılmayan bu derinlik hissi insanı çıplak gözle bakınca büyülüyor.

Yedigöller kamp yerine vardığımızda akşam olmuştu ve buraya çadır kurabiliriz dediğimiz yeri bulduğumuzda da zifiri karanlıktı. Kampçıların olduğu tarafa değil daha sakin boş görünen bir yere kurmaya karar verdik çadırı. Büfe gibi işletme yeri olan yerde çalışan birisi buraya kurmayın kaldırırlar sabah dedi ama herhangi bir uyarı levhası vs. yoktu biz de keyfinden öyle demiştir diyerek kulak asmadık ve çadırı kurmaya başladık.

20150916_195957.jpg
zayıf bir fener ve şarjı allahtan çadır kurulana kadar dayanan bir başka fenerle çadır kurmaya çalışırken

Çok büyük bir çadırdı resmi olarak 4 kişilik. ( aynı model bir çadırda başka bir zaman 9 kişi kalmıştık ) Karanlıkta mekaniğini aksamını çözmek biraz zaman aldı ilk defa kuruyorduk bu çadırı zor oldu ancak nihayetinde kurduk. 2 saati bulmuştu yanlış hatırlamıyorsam. Sabah kalktığımızda şöyle bir duruşla karşıladı bizi çadır;

20150917_100120.jpg
bir arkadaşın yurtdışından alıp hiç kullanmadığı kullanmanın ilk defa bize nasip olduğu hoş bir çadır

Boş tüpü Düzce’de dolusuyla değiştirmiştik, tüpçüye arabayla gideceğimizi ve sıkı sıkı ağzını kapatmasını tembihlemiştim. Öyle yaptı ve bir problem çıkmaz allahın izniyle deyip verdi tüpü. Ben de çakmakla kontrol ettim patlama falan olmadı (şaka şaka). Tüpü kurduk önce çayımızı demledik, sonra evden getirdiğimiz menemenlik malzemeyi kullanarak üstüne de yumurtaları kırarak menemen yaptık kendimize.

İlk sabahımız çok güzel olmuştu hemen çadırımızın yanında bulunan bu piknik masası çok işimizi görmüştü bir güzel kahvaltımızı yapmıştık üzerinde. Her şey çok güzel gidiyordu yemeği bitirmiş çay keyfi yapıyorduk üzerine. Ta ki park görevlisi yanımıza gelip selam verene kadar. Selamun aleykum gençler buraya çadır kurmanız yasak dedi gelip. Nasıl ya dedik, akşamdan biri gelir kaldırmak isterse çadırı kaldırmayacağız ulan diye gazlıyorduk kendimizi. Niye hayırdır diye sorduk aile yeri burası dedi, herhangi bir uyarı levha hiçbir şey yok dedim ben bunun üzerine görevli uyarı benim işte dedi. Eyvallah abi dedik, büyük göl kıyısını gösterdi şuraya diğer kampçıların yanına geçebilirsiniz burada duramazsınız dedi. Kaba değildi biz de zorluk çıkarmadık çadırın çivilerini söküp olduğu gibi karşı kıyıya taşıdık ve iyiki de böyle yapmışız bizden yarım saat falan önce orada bulunan bir grup kampçı ayrılmıştı ve belki de parkın en güzel çadır noktalarından birisine konmuştuk. ( Büyük göl kıyısı ) yanımızda bolca piknik masası vardı sağımızda solumuzda çadırlar vardı ancak bu hiç problem değildi. Ki akşam olup ateş yaktığımızda kaynaştığımız ve tanıştığımız insanlar oldu aralarında. Görevli ücret konusunda da öğrenci olduğumuz için bize çok yardımcı olmuştu 🙂

20150917_123453
kabaca yedigöller

Çadırı kurduktan sonra çevreyi dolaşmaya çıktık, ilk çadır kurduğumuz yer olan Deringöl taraflarına aşinaydık zaten. Nazlıgöl ve Sazlıgöl istikametine yürüdük yolda Kurugöl yazısı gördüm ama yanında ne göl vardı ne de ufak bir su birikintisi. Kuru bir yatak vardı sadece, bunun troll olduğunu düşündüm. Haha kurugöl diye güldüm sonra öğrendim ki Yedigöller’den birisiymiş bu kurugöl 😀 benim için oldukça şaşırtıcı olmuştu.

20150918_112635
Kurugöl ha ha ha

 

Ateş yakmak için odun toplamaya karar verdik, bulunduğumuz yerde çılıçırpı vardı ancak yakacak adamakıllı odun bulmak için into the woods yapmamız gerekti, ormanın derinliklerine doğru yol aldıkk. İyice odun topladık, biraz dağılmıştım ben bir noktada yeterince odun toplayıp dönüşe geçmişken Hamza’yı elinde keserle bi ağaca tırmanmış halde buldum. Kurumuş ve kırılmış bir dalı indirmeye çalışıyordu, işte demiştim kamp ruhu bu!!

20150917_172200

 

Nihayetinde zaten yakmış olduğumuz ateşi iyice tutuşturacak ve bütün gece yetecek kadar odun toplayabilmiştik.

Tüpte çay sürekli kaynardı, bütün gün çay içiyorduk. Asitli içecek ya da meyve suyu fazla almamıştık. Ateşe patates atıp patates pişirdik köz üzerinde çeviriyorduk çıkartıp tuzlayıp çayla beraber yemiştik sonra.

Ertesi sabah erken kalkıp kahvaltımızı yaptık ve uzun bir yürüyüş yapmaya karar verdik. Yürüyüş için ayarlanan patika yolları zaten gezmiştik, bu yoldan devam edip ormanın içlerine girdik ve yukarı doğru tırmanmaya başladık. Ne yapmaya çalışıyoruz sorusu ve lan bi ayı falan çıkmasın endişesi geri dönüş yoluna girmemize neden oldu ama yine de 2-3 saat yürümüştük belki. Devrilen ağaçlar, aşınmış kayalar akan dereler vs. çok güzel bir görüntü de vardı aslında ama sonu bir şeye varmayacaktı.

20150918_105838.jpg
amaçsız trekking selfisi
20150918_120825
yorucu yürüyüşten sonra dinleniyorum

Döndüğümüzde çevreye hakim olmuştuk artık hangi göl nerede patikalar parkurlar nerede başlar nereye çıkar vs. Hatta bizim otağ-ı humayunumuzu gören kampçılar -üçüncü gecemizdi artık- bize danışmaya geliyorlardı. Hiç unutmam bir seferinde Nurullah’la ateşi korluyoruz yanımıza iki adam geldi birisinin elinde hortum vardı konuşurken yere tükürüyordu sürekli, ya gençler tüph, depodan mazot hortumla nasıl çekilir biliyor musunuz diye sormuştu tükürmeye devam ediyordu hala, yok abi biz de bilmiyoruz demiştik. Üçüncü akşamı yine ateşimizi yaktık bu sefer patates yerine marşmelov kızarttık ateşte. (bkz: Marks’ın yabancılaşma teorisi )  İnsan, doğadan koparak kültürel-toplumsal alanda kendine ikinci bir doğa kurmak anlamında, doğaya yabancılaşır, demiş Marks :). Marşmelovları kızarttık, yine çay içiyoruz yan grupta gitar çalanlar var aramıza dışarıdan katılan birisi oldu Enes isminde bir öğretmen otostopla geze geze kampa gelmiş. Park’a girerken el ettiğim bütün arabalar şu otoparkta diyordu, hiçbirisi almadı beni, en son park görevlisi almış.

Ertesi gün Abant Gölü’nün görmek üzere yola çıktık bizde güzel hatıralar bırakan Yedigöller kamp maceramızın sonuna gelmiştik. Son senelerde yaşadığım en güzel tecrübelerden birisiydi bu kamp deneyimi. Bir daha olsa bir daha yapsak diyebileceğimiz bir zaman geçirdik. Daha sonra kaleme alacağım Kaçkarlar kampı tam bir fiyasko ile sonuçlanmıştı mesela. Telefonumuz yeterince çekmiyordu Yedigöller’de internet kullanamıyordum 3 gün kendimi tamamen doğaya bıraktım. Mis gibi tertemiz hava, nereye baksan yemyeşil görüntü. İnsanın içini ferahlatan adeta yeniden canlandıran bir atmosferi var. Fırsatınız varsa Yedigöller’de kamp yapmayı tecrübe edin ve yaşayın!

Parktan karışık fotoğraflar;

Dönüşte Abant’a çadır atıp atmama konusunda emin değildik, Abant Gölü de oldukça güzel bir göl Bolu’ya gelmişken onu görmeden dönemezdik. Çevresinde dolaştık kampçıların yanına çıktık ancak yaptığımız üç gecelik kamp sonrasında böyle bir şeye girişmenin hiçbir gereği olmadığı konusunda karar kıldık. Güzel bir manzaraya karşı termusumuzdaki çayı içip bisküvitlerimizi yedik sonra İstanbul yoluna dönüşe geçtik.

Abant’a giderken ve İstanbul’a dönerken çektiğimiz fotoğraflardan;

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s