Doğu istikametinde yola çıkışımız 2, Gürcistan; Batum – Gori

Doğu yolu hikayemin ikinci kısmıdır, ilk yazıyı Erzurum’la bitirmiştim. Buraya kadar olan yolculuğumuz tren ile olmuştu hatta lükse girip taksiye bindiğimiz bile olmuştu bir iki kere, pankart hazırladığımızı yazmıştım, mevzubahis pankartlar bunlar;

IMG_1562.JPG

Sabah saat 6 gibi uyandık çantalarımızı alıp kapıyı kitleyip çıktık. (anahtarı nereye koyduğumuzu söylemem) Ana caddeye indik bi pastaneye girip poğaça börek kahvaltı yapmayı teklif ettim, Fatih buna karşı çıkmıştı bu poğaçaların nasıl yapıldığını bilmediğimizi ve kullanılan yağların çok çok çok zararlı olduğundan bahsedip başka bir şekilde kahvaltı yapma yönünde bizi ikna etti. İşkembe/paça laflarının geçtiğini hatırlıyorum -yanlış olmasın- ya olum manyak mısın demiştik. Nihayetinde bir çorbacıda bulduk kendimizi ezogelin, mercimek ve bolca ekmek ile kahvaltımızı yaptık karnımızı doyurduk. Şehrin Tortum yolu tarafında olan çıkış tarafına doğru yürüdük, orada ilk pankartımızı açtık ve otostopa başladık. Bu arada gördüğümüz benzinlik tabelalarında falan termometrelerde -30°C gibi dereceler görüyorduk hayatımda yediğim en keskin soğuktu bu Ocak ayında bir sabah Erzurum’da yediğim bu soğuk. Telefon çıkartıp haritaya bakmamız gerekiyordu, üçümüzde de telefon ve mobil internet vardı ancak telefonunu çıkartıp bu işi yapmaya kimse cesaret edemiyordu. Eldiveni elinizden çıkardığınız an öyle bir buz kesiyordu ki anlatılmaz yaşanır resmen, soğuk insanın ellerini kulaklarını ve burnunu acıtıyordu. Erzurumlu Fatih gönüllü oldu ve eldivenlerini çıkardı parmakları titreye titreye google mapsi açtı ve haritayı incelemeye başladık. Fatih bu sırada kesiyor lan kesiyor diye bağırıyordu 😀 soğuk ellerini kesiyordu. Benim ellerimde bu eldivenlerden vardı;

asker kamuflaj eldiven (2)-1000x1000.JPG

Abim askerden yeni gelmişti ve çok istediğim bu eldivenleri de benim için yanında getirmişti. -Aslında montu ve kamuflaj termal boyunluğu da çok istiyordum ama onları getirememişti :)- Bu eldiven oldukça sağlam KKK personeli bu eldivenleri kullanır, içi yünlü gibi dışı da oldukça kalın. Gelgelim elimde bu eldivenler olduğu ve ellerim cebimde olduğu halde üşümekten kendini alamıyordu garip eller. Doğru yolda olduğumuzu anlayınca pankartı açıp ilk arabaya binmiştik, bu kırmızı renkli eski bir arabaydı, arabaya bindiğimizde Ferdi çalıyordu. Sabahın 6 buçuğundan bahsediyorum. Vites kolunun arkasında da bir kutu Efes Pilsen vardı reis hem sürüyor hem içiyordu, bize de ikram etmek istedi içmediğimizi belirtip teşekkür ettik. Ehliyetiniz var mı diye soruyordu bak, polis molis olur hemen atlıyoruz yer değiştiriyoruz anlaştık mı demişti, tamam abi hepimizde ehliyet var sen raad ol demiştik biz de. Erzurum sanayiye kadar götürdü bizi, oradan yola devam ettik Tortum’da doktor olan genç birisi aldı bizi arabasına güzel muhabbet olmuştu, kışın meşhur olan bir yoldan bahsetti birazdan oradan geçeceğiz dedi. Keşke görüntü alsaydım sadece izleyerek keyfini çıkarmakla yetinmiştim. Yol büyük ölçüde yanlarda engellerle örtülü yani mesela bir tümsek dağlık alan falan olabiliyor geldiğimiz bu noktada yolun sağı ve solu sanki bir ovaymış gibi olabildiğine açıktı sağdan ve soldan karların yolu yalayarak geçtiğini görüyordunuz. Bir süre yokuş aşağı giden bu yol oldukça hoş bir görüntüye sahip oluyordu bu şekilde. -Ocak ayında Erzurum’dan Artvin tarafına geçecek olursanız Tortum istikametinde bahsettiğim nokta mutlaka dikkatinizi çekecektir- Tortum’a vardık bizi müsait bir yerde indirdi ve hemen yandan inip sağlık ocağına geçti doktor. Hemen yolun kenarındaydı sağlık ocağı. Bu sırada bize derneği ayarlamış olan arkadaş Uzundere’de idi bizi davet etmişti geçerken uğrayın demişti biz de birdahaki arabamızı Uzundere için durduracaktık.

IMG_1580.JPG
bir süre whatsapp profili yaptığım cool bi fotom (ellerim soğuktan morarmış vaziyette)

IMG_1585.JPG

Bu noktada biraz fazla beklemiştik, kış mevsimi yol çok çok sakindi geçen arabalar oldukça nadirdi ve geçenler de bizi almıyordu. Bir saati bulmuştur sanırım beklememiz, Jandarma çevirmesi vardı yanlarından yürüyerek selam vererek geçtik, bindiğimiz arabayı durdururlarsa bu daha çok problemli olabilir diye düşünerek. Sürücüyü de külfet altında bırakabilirdik. Kim bunlar nereden buldun nereye götürüyorsun diye sıkıştırabilirdi jandarma sürücüyü bunu istemedik. Yürüdük hem dedik belki devriye atacaklardır bizi de alırlar bir yere giderlerse 🙂 öyle bir şey olmadı ayrılmadılar yani biz oradayken. Bu noktada çektiğimiz güzel görüntüler olmuştu hatta Fatih ‘bu bir dramdır’ başlığıyla bir snap atmıştı. Benim kameraya aldığım video da Ahmet Can yolun kenarından başparmağını kaldırıyor o sırada Fatih ağzından araba sesi yaparak geliyor, Ahmet Can Fatih’in sırtına zıplıyor ve Fatih araba sesi yaparak yola devam ediyordu. Bilmiyorum duruyor mudur o video hala :).

IMG_1575.JPG

Vakit alsa da Uzundere’ye giden bir araba bulabildik, varınca bir çay ocağına oturup Enes’i beklemeye başladık. Enes geldi arabayla bizi güzel bi Cağ’cıya götürdü ve bizi bir güzel cağladı kesesine bereket. Sonra evlerine çıktık babasıyla abisiyle görüştük bize ikramda bulundular köy camilerinde namazları kıldık Enes bizi yola indirdi ve eve döndü. Evlerinin bulunduğu yer adeta Star Wars haritalarını andırıyordu, burada ne film çekilir be demiştim;

IMG_1630.JPG
Eneslerin hemen evinin yakınlarında bulunan uzun yıllardır düşmeyen, düşürülmeye çalışıldığı hale düşmeyen ve uzun bir süre de düşmeyecek gibi duran büyükçe bir taş

Yola inmiştik ve artık tamamen Gürcistan istikametindeydik, Uzundere, Artvin sınırındaydı ve artık Artvin arabalarına el ediyorduk. Çok uzatmayacağım ama vakit uzamıştı orada 2 saat belki hiçbir arabaya binemedik en son Sarp’a giden bir midibüse binme kararı aldık. Çünkü şoförlerden herhangi bir sinyal alamıyorduk üstüne üstlük gelen sinyaller de olumsuz yöndeydi, bize aksi hareketler yapan şoförler, el hareketi yapanlar, ya burada ne işiniz var siktirin gidin bakışı atanlar mı dersiniz. Baktık olacak gibi değil hava soğuk ve hava kararmadan Batum’a geçip hostele yerleşme planı yapıyorduk. Bu midibüsle Sarp’a kadar indik, oldukça güzel bir manzara vardı Erzurum-Artvin-Sarp yolu üzerinde leş camlardan hiçbir görüntü alamadım. Açıkçası ben o güne kadar hiçbir şehirde hiçbir dinlenme tesisi veya otogarda tuvalete para vermemiştim, ki bana göre normal olan budur ulan biletlere o kadar para döküyoruz bir zahmet gar işletmesi firmarlardan kessin bunun masrafını. Zaten büyük bir kısmında da bu şekildedir Türkiye’deki otogarlarda. Tuvalete girdim Artvin otogarda elimi yıkadım çıkıp giderken bir adam bağırdı arkadamdan hemşerim nereye diye, buyur dayı dedim parayı vermeden nereye gidiyorsun dedi ne parası paralı mı tuvalet dedim hiçbir otogara girmedin heralde hayatında diye tersledi beni verdim parasını lanet olsun deyip muhattap olmadan çıktım. Otostop sırasında oluşan imaj, otobüsteki soğuk insanlar, bir de üstüne bu, nereden düştük bu Artvin’e demiştim kendi kendime. Sarp’a indik oradan el ettik artık gümrüğe gidiyorduk şunun şurasında 10 km ya var ya yoktu sınıra. Biraz bekledikten sonra Mustafakemal’de oturan bir genç arkadaş aldı bizi sağolsun oturduğu yere vardığında bıraktı bizi 3 km miz falan kalmıştı devam ettik el kaldırmaya Gürcü plakalı bir Mercedes Vito aldı bizi şoförü Türkiye’de iş yapan sürekli girip çıkan bir Gürcü idi. Sağolsun bizi götürdü gümrüğün önünde bıraktı. Ahmet Can ve bende pasaport yoktu Fatih pasaportuyla gelmişti, izleyin şimdi sizden para alacaklar benden almayacaklar diyordu. Sonuç olarak üçümüz de yurtdışı harç pulu denen saçmalığa 15 lira verdik Fatih bunu pasaportuna yapıştırdı biz de bize verilen Türkçe/Gürcüce bir belgeye bilgilerimizi girip üzerine yapıştırdık. Pasaport yerine geçiyordu bu belge, Türk tarafından geçtik, orta yer no man’s land tarzı bir yerden de geçtikten sonra artık Gürcistan bayraklarının dalgalandığı binaya giriş yapmıştık. Buradan da rahatça geçtik, gerçi Fatih’in ilaçları takıldı x-ray’a polis işkillendi sordu ne bunlar diye, Fatih ağrı kesici neydi lan diye sordu, painkiller dedim, painkiller dedi, okay no problem dedi polis hiç açıp bakmadan yolladı bizi. Gişe’de görevli polisler genellikle Türkçe konuşabiliyor bu arada. Pasaport kontrolden çıktık devam ettik artık Batum’da Gürcistan’daydık. 3 kişi çıkar çıkmaz taksiciler üşüştü üzerimize paparazzi gibi 😀 duyduğumuz iki kelime ‘kanka’ ‘taksi??’ no no no hayır hayır hayır diye diye yarıp bunları devam ettik. Dibimize kadar sokulup usulca, kardeşim döviz? diye soranlar vardı, yok eyvallah diyorduk.

IMG_1645.JPG
Güle güle Türkiye

Batum merkeze giden yola çıktık, bu yol tıpkı bizim karadeniz sahil yolu gibi gümrükten sonra sahil yolu olarak devam ediyor, ancak artık Gürcistan sahil yolu üzerinde olduğunuzun farkında oluyorsunuz çünkü camiler yerine kiliseler göze çarpıyor, yol daralıyor ve bozuluyor. Yolları delik deşik, hükümet için yol yapıyorlar yeeeaaaa geyiği yapsak da yolun ne kadar büyük bir nimet olduğunu bu yolları görünce anlıyor insan. Hem yol medeniyettir bunda tartışılacak bir husus yok. Yürürken bu sırada arabalara da el ediyoruz yine otostopa devam kararı almıştık. Ancak hava çoktan kararmıştı ve sınırdan geçer geçmez otomatikmen 2 saat ileri gitmişti zaman ve vakit bizim için 2 saat daha geçti artık. Yanımızda minivan durdu bir tane taksi olduğunu anladık, direksiyonu sağdaydı adamın -ucuza alıyorlarmış Japonya’dan bu arabaları- pazarlık yaptık student student dedik sürekli ve 10 ya da 12 GEL’e bizi Batum merkeze götürüp hostele bırakması için ikna ettik. Çok iyi bir adamdı yaşlıca, sakin kibar ve sürekli gülümseyen. Bizi bıraktı hostele kadar sağolsun. (20 TL vermiştik hesaplayarak o da Lari olarak paraüstü vermişti.) Aldığımız yol 20 km’den fazlaydı belki. Daha sonra bunu söylediğimizde herkes bravo bedavaya gelmişsiniz diyordu. Ki dönüşte sıkı pazarlık sonucu belki 5. belki 6. takside ancak 15 GEL’e gidebilmiştik sınıra hesabını yapın.

Booking’den rezervasyon yaptığımız hostel Puşkin caddesinde büyükçe bir katedralin hemen arka sokaklarındaydı. Hostele girdiğimizde bizi hello diye karşılayan hostel sahibinin aslında bir kelime bile İngilizce bilmeyen bir Rus olduğunu anlamıştık. Duvardaki takvim yaprağı Ocak’ın 17’sini kiril harfleri ile gösteriyordu. Booking dedik rezervation dedik, da, da, dedi, money dedi sonra. Kredi kartı tabiki kabul etmiyordu ve parasını da peşin istiyordu bunu anlamıştık. Hostelden çıktık, karşıda elinde bira şişesi ile dükkanının önünde duran bir adama döviz dedik exchange office dedik anladı bizi ve ufak tefek çat pat Türkçesi ile bize arka sokakta yakında bir döviz bürosu olduğunu söyledi burayı tarif etti teşekkür ettik sonra bize kanka bira kanka vodka dedi dükkanından alışveriş yapmamızı istiyordu sonra sonra diyip ayrıldık yanından. Üçümüz de para bozdurduk, ilk etapta 100 lira bozdurmuştum ben sadece, gittiğimiz zaman  100 TL 79-80 GEL yapıyordu, şu küçücük ülkenin bile parasının elimdeki Lira’dan değerli olması koyuyordu. Fiyatları işin içine sokmazsak elimdeki parayı çevirince alım gücüm %20 olarak düşüyordu. Çok ilginç. Hostele geri döndük adamın eline parayı sayıp verdik 6 GEL’di kişi başı, oldukça ucuz bir hosteldi sanırım en ucuzuydu. Yüzü güldü Rusça bir şeyler söyledi sırtımızı pışpışladı falan Rusça konuşarak odamızı gösterdi bize, zaten tek oda vardı :). 3 ranza koymuş ve altı yataklı bir hostel yapmış kendisine. Gerçi oranın sahibi olduğunu sanmıyorum yanda aynı isimli bir kafe de vardı muhtemelen burayı bu şekilde ayarlayıp başına bu adamı koymuşlardı. Çok eski bir bilgisayarı ve ilginç bir dizaynı olan bir çalışma masasına sahipti uzatmadan fotoğrafı salıyorum direk;

20160117_191345.jpg

IMG-20160119-WA0000.jpg

bütün gün-gece bilgisayarın başında oluyordu. Kulağında kulaklık. CS’de diğer oyunlarda karşıma çıkan, o Rus bu Rus mu demiştim. Hostelden ayrılırken fotoğraflarımızı çekti sonra birimize verip kendisiyle de çektirdi. Ayrıldığımızda kendisinin eskilerden kalma KGB ajanı olabileceği kanaatine vardık. Hostel’de Hollandalı genç bir çocuk ve Rusya’nın telafuzlarından tam olarak anlayamadığım yerlerinden gelen iki Rus vatandaşı kız vardı. Birisi konuşmak istiyor ancak sıfır İngilizce’ye sahip diğeri de İngilizce’si oldukça iyiydi ancak olabildiğine soğuk bir mizaca sahipti. Hollandalı eleman kız arkadaşından yeni ayrılmıştı geldiğimizde hol gibi bir yerde duran masanın üzeri bira şişeleri ile doluydu. Yarım bırakılmış koyu renkli bir bardak vardı burnumu uzattığımda nefret ettiğim o bira kokusu vurdu burnuma. Muhabbet ettiğimiz sırada elinde 2.5 litre bira vardı 3 Lari’ye aldığını ve hayatında içtiği en en en ucuz bira olduğunu söylemişti. Çok açılmadan gece biraz dışarıyı dolaştık bu büyük katedralin yanına gittik caddede gidip geldik, bir marketten litrelik Fanta alıp döndük. Uzundere’de arkadaştan aldığımız tandır ekmeğini ve köy peynirini çıkardık ekmeğe koyup koyup yiyorduk. Hayatımda ilk defa bir hostelde kalıyordum ve çok farklı bir geceydi benim için. Sabah çıktık yakınımızdaki katedrali ziyaret ettik, bir ayine denk geldik çok komik olmuştu. Ayini seyrediyorduk aslında konuşmuyorduk bile papazın biri gelip yüksek sesle konuşmanın doğru olmadığını söyledi bize evet haklısınız demiştim ama o sırada konuşmadığımıza eminim. Nereden geldiğimizi sordu Fatih Turkey dedi ben İstanbul dedim. – Bu sırada İngilizce konuşuyoruz tabi- Fatihle bakıştık abi dedim 20 km doğusu Türkiye oluyor dedim, 1200 küsür kilometre yol yapmışız da gelmişiz buraya.. Niye orası Türkiye değil mi abi diyor 😀 Sizler müslümansınız bizler Hristiyan fakat Tanrı hepimiz içindir kardeşlerim demişti papaz -God is for us all- Bizimle beraber bekleşen insanlar ilerliyor hizaya giriyordu biz de onları takip ediyorduk. Başrahip elinde tütsüyle başladı gezmeye bizim hizamızın olduğu yere geldi sol baştan insanlar kafalarını eğmeye başlıyordu rahip de tütsüyü onlara doğru ileri geri sallıyordu. Geldi geldi bizim tarafa doğru rahiple göz göze geldik biz de eğdik kafaları sonra, bize de salladı tütsüyü devam etti farklı bir yere geçti sonra Jesus Christ deyip çıktık kiliseden.

IMG_1646.JPG

Ondan sonra Batum’u gezmeye başladık, kahvaltımızı yaptık başta bir yerde, meşhur Haçapuri ile. Bir tekne gibi pişirilen hamurun içine omlet ve tereyağı basıyorlar. Kenarlarından kopara kopara banıyorsunuz içine en son kendi kendini imha ediyor :); bir boşluk yakaladığında aktığı oluyor bir kenarından insanın karnıyla beraber gözünü de doyuruyor. (Büyük boy söyleme deliliğine girmeyin sakın, orta boy bile fazla gelmişti bana).

IMG_1669.JPG

Avrupa Meydanı denen yere geçtik, burası Avrupa usülü bir mimari ile yeni yeni dikilmiş binalarla dolu idi. Göze batan yapay bir estetiğe sahip binalar ve heykeller. Prag’dakinden esinlenen Astronomik Saat -bu binanın önünde Fatihle uzun bir tartışmaya girmiştik, Türkiye’nin betonlaşması dip dibe üst üste dikilen sıfır estetik gözetilerek dikilen binalar ve takipçisi olamadığımız zengin bir mimari mirasından dem vurduğumda Fatih bunu farklı açıdan değerlendirdi ve mimarinin toplumun yansıması olduğunu ortaya çıkan görüntünün de aslında ‘topluma ait’ olan bir görüntü olduğunu ve buna elvermiyorsa bu elinden gelmeyecek bir toplumla (refah seviyesi, kültür seviyesi vs.) rönesans mimarisi örneklerinin ortaya çıkamayacağını savundu. Eleştirdiğim mimarinin de bize ait olduğunu ve onun aslında biz olduğumuzu söyledi. Ben de yanında durduğumuz binaları gösterip bak dedim bir yerden başlamak gerekiyor. Bu şehir üçümüze de yapay gelmişti ancak en azından ben şunu görmüştüm bu yapay mimari bile aslında Gürcülerin bir şeyler yapmaya çalıştığını gösteriyordu. Düzenli sokaklar ve estetik kaygı gözetikeler inşa edilen binalar dikmişlerdi. Gürcüler bu olmasa bile henüz yeni kurdukları ve bütün şehirlerinde “#gobatumi” diye reklamını yaptıkları bu şehir Türkiye’nin birçok şehrinden daha düzenli ve göze hoş görünüyordu.- Sahile vardığınızda İzmir Saat Kulesi’nin başarısız bir kopyası olan Chacha tower, sonra bir Ermeni kilisesini ziyaret ettik ardından da öğle namazını cemaatle Osmanlı Orta Camii’nde kılmaya karar verdik.

Gürcüce Türkçe karışık konuşan amcalar vardı, bu müslümanların ve genellikle Türklerin yaşadığı mahallede bulunan camide. Hoşgeldiniz gençler nereden böyle diye sordular, İstanbul dedik bundan hoşnut oldular hoşgelmişsiniz dediler tekrardan. Namazı kıldık sonra Sputnik tepesi denen yere çıkmak üzere bir taksi aramaya koyulduk.

Taksicilerin yanına varınca hepsi birden üzerine üşüşüyor gel benle gel diyorlar bazısı kolundan çekmek istiyor birbirlerine girdikleri tartıştıkları oluyor taksicilerin sonra, ilk ben gördüm sen ne karışıyorsun gibi. 12-13 dediyse hepsi mesela biz 10 larilik bir taksi arıyorduk, bize korna vuran bir taksiye 10 dedik ellerimizi gösterip tamam gelin dedi çatpat Türkçe konuşuyordu. Arabada konuşurken 15 lari’ye bizi götürmesi bizle beraber yukarıda takılması ve tekrar aldığı yere bırakması üzerine anlaştık. Beraberce yukarıya çıktık, Sputnik tepesi denen yerin bir otel binası olduğunu anlattı bize sanırım ve daha güzel daha güzel dediği teleferik ayağı olan yere çıkardı. Mercedes 190E olan taksisini park ettik araba park yerine beraber çıktık yukarı. Bütün Batum ayaklarımızın altındaydı. İsmini sorduğunda Gürcüce bir isim söylemişti hatırlamıyorum şimdi, müslümanmış müslüman ismini de söylemişti onu da hatırlamıyorum Muhammed ya da Ahmet’ti. Tepeden bize görmemiz gereken yerleri gösteriyordu eliyle. Ali Nino burda Chacha tower burada Cami burada gibi. Zirvelerine kilise dikilen yerleri gösterdi Sovyetler zamanı bunlar burada yoktu, Sovyetler kiliseleri hep yıkmıştı demişti. Bu tepelerin askeri üs olarak kullanıldığını hemen altımızda bulunan bu binanın da yine Sovyetler döneminde askeri bir bataryaya ait olduğunu söylemişti.

IMG_1843.JPG

2008 Rusya-Gürcistan savaşına değindi, Abhazya ve Güney Osetya’nın ayrılmasına vs. Rusların yaptıkları bombardımanlara değindi. Halk Rusları sevmiyor. Henüz taze olan böyle bir hatıraları var. 30-45 dk durduktan sonra beraber indik aşağıya tekrar bizi sahile bıraktı Ali Nino heykelini gördük şansımıza hareket etmiyordu o zaman iç içe geçme üzereyken donup kalmışlardı.

IMG_1859.JPG
biz gördüğümüzde hareket etmeyen fakat normalde birbirinin içinden geçen Müslüman Ali ve Hristiyan Nino’nun aşkını ve kavuşamamasını simgeleyen bir heykel

Güzel sahili vardı Batum’un gün batımına kadar orada durduk sonra bazı mağazaları gezip teknoloji fiyatlarına bakmaya karar verdik Türkiye ile karşılaştırıldığında çok pahalı bir telefon alınmayacaksa en azından ben almaya değer görmedim herhangi bir telefon.

Artık akşam oluyordu vakit namazlarını Orta Camii’de kılıyorduk, bu caminin yanında Türk restoranlar ve dönerciler var biz de oturup bir Türk dönercide döner yemiştik. Bize çay ikram etmişti dönerci abi sağolsun, çayımızı içtik ve tanıştığımız birkaç Gürcü gençten aldığımız tarifle Batum tren istasyonuna giderek Gori için tren bileti aldık. Fiyatı hatırlamıyorum ama pahalı değildi. Zaten otostop yapmak yerine bu yüzden bilet almıştık :). Artık vakit çok geç olmuştu hostele dönmüştük. Yeni bir misafirimiz yoktu, yine aynı ekiptik. Hollandalı ile bahsettiğim muhabbet bu ikinci gece olmuştu, ilk gece dışarıdaydı hostele çok geç saatte gelip direk yatağa geçmişti. Hollanda’dan yola çıkmış otostop yaparak Türkiye’ye gelmiş -Türkiye çok kolay otostop için diyordu- oradan Karadeniz yolundan Gürcistan’a geçmiş ve Çin’e kadar gidecekti 3 ay içerisinde. İsmi Hein’di, ayrıldıktan sonra bir iki kez yazışmıştık sonra ne yapmıştır bilmiyorum, numarası da hala duruyor gerçi. Ruslardan nefret ettiğini söylüyordu, aslında çok da bilgim olmayan bir konuda Hollanda uçağının düşürülmesinden bahsediyor ve bunu Ruslar yaptı diyordu, içeridekiler duymasın da dünyada en çok nefret ettiğim halktır diyordu. Helal olsun iyi iş çıkardınız diyordu bize de Rus uçağını düşürme konusunda :). Bir iki saat beraber oturmuştuk masa bıraktığı bira şişeleri ile doluydu ve elindeki iki buçuk litre şişeyi bardağa doldura doldura içiyordu 15-20 dk da bir tuvalete gidip geliyordu sohbet sonunda elindeki büyük şişeyi bitirmişti. Sevgilisinden ayrıldığını söylüyordu yanlış hatırlamıyorsam bunu aldatmıştı, Ahmet Can ben senin ilacını biliyorum dedi ve Arap Şükrü’den ve Ferdi Tayfur’dan bir iki şarkı açtı, bu şarkılar Hein’i pek sarmamıştı. :D.

Sabah olduğunda alarmlarımız çaldığında üstümüzü giydik çantalarımızı aldık kapıyı açıp dışarı çıkacağımız sırada kapının kitli olduğunu gördük. Hava tam aydınlanmamıştı henüz, bizim eleman nasıl olduysa bilgisayarını bırakmış ve hostelden ayrılmıştı. Sağda solda anahtar aradık bulamadık, kapıyı bir türlü açamadık, sokak temizlikçileri vardı cama tıklayıp kapının yanında bulunan zile basmasını istedim hal diliyle dediğimi anladı ve uzun bir süre zili çaldı teşekkür ederek yeterli olduğunu söyledim. Beklemeye başladık Rus’u oturduk koltuklara bir 20 dk beklemişizdir heralde en sonunda kapıyı açarak geldi bizi gördü a gidiyor muydunuz tarzı bir tepki verdi. Bize sarıldı fotoğraflarımızı çekti ilk çıkan kameralı nokialı bir telefonlar. Sonra bana verdi bizi çek dedi beni çağırdı diğer arkadaşa verdi çek dedi fotoğraf çektirdi bu şekilde 😀 sonra vedalaşıp ayrıldık hostelden. Tren istasyonuna giden yola çıktık ve yürümeye başladık 4-5 km falan mesafe vardı yanlış hatırlamıyorsam, hem yürüyor hem de geçen arabalara el ediyorduk. Sonunda bir tanesi durdu ve Sadguri Benze dedim olumlu bir şekilde kafasını salladı bindik arabaya ve tren istasyonu önünde teşekkür ederek indik. İstasyonda görevlilere biletimizi göstererek Gori trenini sorduk bizi yönlendirdiler tren oradaydı bindik çantalarımızı yerleştirdik ve koltuklarımıza oturduk.

IMG_1926.JPG
Gece ışıklarla şatafatlı bir hale bürünen Batum
IMG_1855.JPG
Sahile yakın bölgedeki yüksek binalar ve biz yaptık oldu denilerek dikilen harf kulesi

Tren kornasını çaldı ve harekete geçti Gori tren istastonunda inmek üzere yola çıkmıştık. İki saat mi üç saat mi sürdü tam hatırlamıyorum, çok hızlı geçmişti zaten, güzel bi düzenek kurup telefonu yerleştirmiş ve kendime film açmıştım. Film izlerken önümde oturan kız çocuğu sürekli bizim olduğumuz tarafa dönüyor ve oynamak istiyordu. En son filmi bırakmak zorunda kaldım ve Gori’ye varana kadar bu çocukla ve onun kardeşiyle oynadık. Gamarjoba! diyordum, o da elini uzatıyor elimi sıkarak sallıyor ve Gamarjoba! diyordu o da. Elimdeki kağıttan bakarak ismini yaşını falan soruyordum. Nia idi ismi. Annesi de gülüyordu bu işe ama kızına bu tarafa dön rahatsız etme insanları dermişçesine çekiştiriyordu biraz.

IMG_1943.JPG

İstasyona vardık Gori tabelasını görünce indik, ilk gördüğümüz Stalin heykeli burada Stalin’in memleketinin tren istastonunda idi. Şehrin bir meydanından sökülen bu heykeli diğer örnekleri gibi parçalamamış ve ufak bir hatırasına tren istasyonuna dikmeye karar vermişler.

IMG_1954.JPG

IMG_1969.JPG

Bir guesthouse rezervasyonumuz vardı. ‘Tamari Guesthouse’ diğer bütün şehirler için yaptığımız gibi Gori şehrinin de haritasını çıkarmış ve bu guesthouseun bulunduğu noktayı haritamızdan işaretlemiştik. Haritayı çıkardık, nerede olduğumuzu bulduk ve yürüye yürüye yazdığımız adresi bulduk. Tamari evinin önüne bir tabela falan asmamış başta göremediğimiz için önünden bir iki kere geçmişiz sonra NO 18’i bulduk ve içeri girdik.

20160120_144943(0).jpg

Bahçeye girdiğimizde Hello, hello is there anybody?? diyorduk, ev sahibi yukardan çıkageldi hello! welcome! diyordu, yaşlıca, hafif tombik, sempatik bir teyze ifadesi vardı yüzünde. Where are you from? diye sordu, Turkey dediğimizde, aaaaaa Merhaba, Merhaba! dedi bize 🙂 Evinden ayrılana kadar Türkçe konuşmuştuk kendisiyle. Kocası İstanbul-Laleli’de çok uzun süre çalışmış yıllar önce, kendisi de Rize-Trabzon’a gidip çalışırmış. Türkleri çok seviyordu -genel olarak herkese tabi ama- bize çok kibar davranıyordu. Dizilerde duyduğumuz yapmacık Rum aksanlı Türkçe vardır ya hani, böyle her an endaksi diyecek gibidirler öyle bir aksanı vardı bazen kelimeler aklına gelmiyor mm mm diyor gürcüce kelimelerle geçiştiriyordu ama yine de oldukça akıcı konuşuyordu. Bize odamızı gösterdi duvarda büyük bir İsa-Meryem tablosu vardı, sizin için kaldırabilirim bunu dedi biz de gerek olmadığını söylemiştik. Şöyle gerek olmadı mesela odada birkaç kere namaz kıldığımda bu tablonun üzerine hırkamı asıyor sonra indiriyordum. Biz yerleştikten sonra Tamari gitti elinde bir şeylerle geldi, kendi bahçesindeki üzüm bağlarından yaptığı şaraptan ikram etmek istemiş bize. Teşekkürler alkol kullanmıyoruz dedik, bir bardakçık dedi, yok dedik, bir yudumcuk dedi 😀 yine yok dedik ve teşekkür ettik bozulmamıştı gülerek tamam dedi ve geri götürdü elindeki şişeyi. Buraya gelen müşteriler Tamari’nin ev yapımı şaraplarından alıp gidiyorlar.

IMG_1970.JPG

Bu arada istediğiniz takdirde Tamari size yemek de yapıyor. Konaklamaya 10 LARİ yemek için ise 15 LARİ vermiştik. 15 GEL Gürcistan standartlarında biraz fahiş bir fiyat, ki bookingden baktığım zaman Ruslar falan hep eleştirmiş çok pahalı yemek yapıyor diye. Ancak 19 Lira yapan bu yemeğin bu parayı hakettiğini söyleyebilirim. Bizim için özel hamur işi kızarmış pilavı tavuğu sulu yemeği turşusu vardı. Yemek bittiğinde buna takviye de yapabiliyordu.

20160119_190225.jpg

Gori’ye gidip gitmeme konusunda başta emin değildik, çok bir esprisi yoktu aslında gezecek görecek çok bir yeri. Ancak şöyle bir tartıp biçtik, Gori Gürcistan’ın turistik sayılmayacak şehirlerinden, buraya gittiğimizde ‘Gürcistan’ı ve ‘Gürcü’ halkını olduğu gibi görebileceğimizi düşündük. Ki burada yaşayan önemli miktarda Rus azınlık da vardı. Ayrıca Stalin’in memleketi idi, Stalin House ve Müzesi vs. komünizmin izlerini burada görebileceğimizi düşünerek ziyaret etme kararı almıştık. Yemeği yedikten sonra şehri (belki kasabayı, Gori çok küçük bir yer) gezmek için dışarıya çıktık. Tamari’nin bize tavsiyesi üzere ilk olarak bir matruşkaya atlayarak (bizdeki minibüs gibi) Uplitsikhe antik şehrini ziyaret ettik. Mtkvari nehrinin hemen yanında kayaları oymak üzere kurulan bu antik şehir demir çağdan orta çağlara kadar farklı izler taşıyor. Merkezden 10 km kadar uzakta olan bu müzenin gidip mutlaka ziyaret edilmesi gerekiyor. (Bu arada Gürcistan’da Türk öğrenci kimliklerinizle öğrenci bileti alarak müzelere girebilirsiniz) Eski dönemlerde daha yüksek olan Mtkvari nehrinden tepede olan bu şehrin içine hidroliksiz su taşıma yöntemi ile su çekerlermiş. Antik kentin içinde kuyular görüyorsunuz, zamanında buraya nasıl su almışlar taşıma su ile kuyu döner mi diye sorarkene mühendis Fatih hidroliksiz su çekme yöntemini açıkladı bir an aydınlandım. Üst üste duran haznelerin su ve hava basıncı sayesinde sonsuza dek devir daim yapmasını sağlayan bir yöntem.

heron.cesme_.png

Burada çektiğimiz güzel görüntüler olmuştu. Oyma yapılar göze güzel görünüyor ayrıca nehrin görüntüsü de oldukça hoş. Uptlitsikhe’den sonra Gori Kalesi’ne çıktık buradan bütün Gori’yi görebiliyorsunuz zaten. Dikkatimizi çeken birkaç kilise olmuştu bu kiliselere girmiştik daha sonra hava kararmıştı bir şeyler alıp eve geri dönmüştük. Tamari oldukça konuşkan ve canayakın bir insan. Eve geldiğimizde yanımıza oturur ve bizle sohbet etmeye başlardı. Gori’nin bombardımana tutulmasını anlattı mesela henüz 8 sene önce olan bir olay bu! Evlerini her şeylerini kaybeden insanları evinde ağırlamış. Birçok insan terk etmiş Gori’yi. Bir Saraybosna ya da Mostar gibi bu çatışmanın izlerini görememiştim, yaralarını sarmışlar ve bunun bütün izlerini yok etmişler. Ancak insanlarla konuşutuğunuzda Güney Osetya savaşının izleri halen taze.

IMG_2081.JPG
Gori Kalesi

Ertesi gün bir kilise ziyareti ile güne başladık sonra Stalin House ve Müzesini ziyaret ettik. Stalin House etrafı çevrilmiş ve korumaya alınmış aslında sıradan görünümlü bir ev.

IMG_2154.JPG

Bunu önemli kılan Stalin’in burada doğmuş olması. Gori’deki en büyük yapılardan birisi olan Stalin Müzesi de hemen bu evin arkasına inşa edilmiş. Müze kronolojik bir dizilimle kurulmuş, mesela girdiğinizde en başta komünizm ile alakalı temel bilgileri görüyorsunuz Karl Marks ve birtakım Marksist filozofların bilgileri var. Sonra Stalin’in gençliğini sırasıyla komünizmle tanışmasını radikalleşmesini eylemlere katılmasını partiye katılmasını lider olmasını 2. dünya savaşı sonrası ve ölümüyle bitiyor en sonunda. Müzenin sonunda Stalin öldükten sonra yüzü kalıp halinde balmumu? ile alınmış bir büstünü görüyorsunuz. ve artık Stalin ölmüştür. Müze çıkışında Stalin’in treni de var buna normal şartlarda ekstra ücret ödemeniz gerekiyor ancak öğrenci bileti sahiplerine bu ücretsiz :). Trende Stalin’in yattığı yatağı kullandığı mutfağı oturduğu masayı hatta zıçtığı tuvaleti bile görebiliyorsunuz. Dikkatimi çeken şey burada şu olmuştu, belki demiştim Sosyalizm’in tek güzel yanı, tüm bu her şey oldukça sıradan görünümlü hiç de gösterişli olmayan şeylerdi.. Yakın tarihe bir ilgim var 2. dünya savaşı mesela, Nazi Almanyası ve Sovyet Rusya nazizm ve komunizm ayrı ayrı ikisi de ilgi çekici geliyor. İkisinde de aynı anda nefret etsem de. Mesela bunca müze gezip Stalin hakkında tüm bu şeyleri öğrenip çıkıyorsunuz ama bir tek kelime geçmiyor ki Stalin demir yumruğu ile kaç milyon insanın kanına girmiş. Günah keçisi olan hep Hitler olur mesela neden çünkü yenildi! Stalin, bu savaşta Hitler’den daha çok insan katletmiştir buna çok değinmeyiz çünkü Stalin bu savaştan muzaffer olarak ayrıldı.

Müzeyi gezdikten sonra artık Gori bitmişti gezecek görecek başka bir yer kalmıştı kaleye tekrar çıkıp oturmuştuk bir yerlerde bir şeyler yiyip içmiştik öylece turlayıp eve dönmüştük geri. Gori’de, Batum’dan sonra artık bir şey çok fazla dikkatimizi çekmeye başlamıştı; köpekler. Batum ve Gori’de gittiğimiz oturduğumuz her yerde yanımızda köpekler beliriyordu. Ekmeklerimizi onlarla paylaşıyorduk onlar da peşimize takılıyor ve bırakmıyorlardı peşimizi. Tiflis ve Kazbek’ten paylaşacağım hikayelerde mesela köpeklerin büyük bir yeri olacaktır. İstanbul’da nasıl kedi varsa Gürcistan’da da her yerde köpekler var. Mesela bazılarını görüyorum normal sokak köpüğü görünüşü yok tüylü tüylü hafif cins bir köpek, insanların köpeklerini sokakları attığını görebiliyorduk. Ertesi gün ayrılacaktık, Tamari bir defter uzattı bana, bir şeyler yaz dedi. Defteri açtığımda farklı farklı dillerden onlarca yazılmış not gördüm kimi İngilizce, kimi Almanca, Asya dillerinden de vardı Japonca Çince.. Türkçe de görmüştüm. Yazıp uzattım defteri notumun yanına da ay yıldız karalamıştım CCCCCCC. Aa bayrak! diyip gülümsemişti. Ertesi gün çok da erken olmayan bir saatte kalktık Tamari bizi taksi durağının olduğu yere götürdü, giderken peynirli hamur işi bir şeyler almamızda bize yardımcı olmuştu. Taksicinin yanına verdik Tiflis’e gideceğimizi söyledi bize de buna binebilirsiniz dedi vedalaştık. Tamari de taksiciye kartvizitini verdi ve geri döndü.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s