Nürnberg Duruşması film analizi

Nürnberg Duruşması filmi Nazilerin de kullandığı eski bir Alman askeri marşı ile başlıyor ve marşta şu sözler geçiyor: Wenn wir marschierenziehn wir zum deutschen Tor hinaus … Sonst kehr´n wir morgen, beim andern ein.Darum mein Madel, Madel, wink, wink, winkunter einer grünen Lialindsitzt ein kleiner Fink, Fink, Finksingt nur immer: Madel, wink! Bizler yürüdüğümüzde Alman kapılarından çıkacağız … yarın geleceğiz ve yine buluşacağız, bu yüzden güzelim yeşil bir ıhlamur ağacının altında (bayrağı) dalgalandır ve şarkı söylemeye devam et! Bu epik marş ile film başladığı sırada kadrajda kocaman bir Nazi Swastikası vardır. Marş bitimine yakın yukarıdaki sözler söylenince swastika birden havaya uçurulur. Görüntüleri araştırdığımda bunun film kurgusu değil gerçek bir görüntü olduğunu keşfettim. Nürnberg’de Hitler’in meşhur mitinglerini yaptığı meydanda bulunan bu devasa swastika Amerikan askerlerince epik bir şekilde yok ediliyor. Tarih ironilerle dolu gerçekten de, bugün Nürnberg mitinglerinin yapıldığı meydan ağaçlandırılmış ve yeşillendirilmiş durumda. Sevgililer buluşup ağaçların altında şarkılar söyleyebilirler fakat Nazi bayraklarını bugün kolay kolay sallayamazlar o bölgede çünkü bunun Alman kanunlarınca sert yasal yaptırımları vardır. Neydim değil ne olacağım diyeceksin, sürekli olarak kullanageldiğimiz bu atasözü buyaşanan durumu ne de güzel açıklıyor, yönetmen de zaten bu kısa girişle bu mesajı vermek istemiş.

Sahne geçince film başladığında 1948’e ait Nürnberg’in yerlebir olmuş görüntülerine şahit oluyoruz. Amerikalı yargıcımız Haywood Amerika’dan yeni gelmiştir ve yerleşeceği eve gitmektedir. Yıkıntılar arasından mahvolmuş bu şehirden geçerken şöyle bir ifade kullanır “this is where the nazi meetings held isn’t it?” Yanında oturan senatör de, hepsi buraya geldi der; Hitler, Goebbels, herkes! Almanya’nın her tarafından. Alman şoför Schmidt gergindir süratle yargıcı evine bırakmak ister ve her önüne gelene korna çalar bu onda daha önceden kalmış olan tahammülsüz disiplininin bir göstergesi olsa gerektir. Yargıcımız ani bir kornayla havaya zıplar kornayı bu denli patlatmasının lüzumu var mı? diye sorar, senatör de şoförün kulağına eğilir ve kornayı bu denli çalmasının lüzumsuz bir şey olduğunu söyler. Schmidt de derin bir nefes alır doğrulur ve kibarca arabasını sürmeye devam eder.

Yargıcın kaldığı ev eski bir Nazi Generaline aittir. Kendisi ülkesi için kahramanca çarpışırken ölmüştür, ülkesi için her şeyi yapmayı göze almıştır fakat Hitler’in yaptığı şeylerden aslında haberi yoktur. Bunu filmin devamında yargıcın mutfakta ev sahibi kadının evde kalan eşyalarını almaya geldiği sırada onunla tanışması ve sonrasında yarı romantik geliştirdiği ilişki sırasında aralarında geçen diyaloglardan öğreniyoruz.

Yüzbaşı Byers’in “God bless the United States and this honourable tribunal” sözleri ile açılır mahkeme yargıç Haywood içeri girer herkes ayağa kalkar sonra otururlar ve mahkeme başlar. Bu sırada sanıklar tanıtılır, sanıklar Alman yargıçlardır ve henüz birkaç sene önce yargıladıkları sanıkların oturdukları yerde oturmaktadırlar. Filmin konusu tam olarak burada ortaya çıkar 2. Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkan Almanya’da Amerikan kontrol bölgesinde Naziler için sembolik anlamı olan Nürnberg şehrinde kurulan mahkemelerde eski rejimin sorumluları tutuklanmış ve yargılanmaktadırlar. Dört hakim arasından yaptığı iş ile mağrur olan bunu ülkesi için yaptığını ve pişman olmadığını söyleyen de vardır, mahkemenin meşruluğunu tanımadığı için mahkeme boyunca filmin sonlarına kadar sessiz ve suratı asık şekilde oturan hakim Ernst Janning de.

Savcı Albay Lawson sanıkların suçlarını sayar ve başta suçlarınınhakimler olarak Almanya’da adaletin yok edilmesine yardım ve yataklık etmeleri olduğunu söyler. Avukat Rolfe söz alır ve savunmaya geçer, bu duruşmanın dünya tarihi için ve medeniyetler açısından büyük anlam ifade ettiğini çünkü bunun birkaç adamı cezalandırmaktan daha çok “adaletin yeniden tesisi”ne adandığını ve bütün dünyanın sorumluluğu olacağı bir adalet kodu bulunmasına yarayacağını söyler. Filmin etrafında yoğunlaştığı kavram adalettir. Adalet, suç ve cezası çerçevesinde nasıl sağlanabilir?Filmde bu soruya cevap aranıyor. Filmdeki her karakter ayrı ayrı incelenebilir ve bu dosyalara sığmayacak bir analiz ortaya çıkaracaktır. Hakim Haywood, Savcı, Avukat, Sanıklar, Ernst Janning, Alman hizmetçiler, barlarda şarkı söyleyen Alman halkı, Alman sevgilisi olan Yüzbaşı, senatörler, şahitler… Filmin yoğunlaştığı ana fikrin yanında tarihi ve siyasi vermek istediği mesajlar da vardır bu karakterler bu dönemi yansıtmak açısından oldukça önem arz ediyor. Örneğin yargıcın hizmetçilerinin Hitler dönemi ile alakalı olarak konuşmaya çekinmeleri siyasete baştan beri ilgileri olmadıklarını söylemeleri ama sonradan Hitler’in yaptığı iyi şeylerin de olduğunu söylemeleri. Bu sıradan halkın psikolojisini görmek açısından önemli. Hitler yoktan yere ortaya çıkmadı, buna meşruluk vermemekle de beraber Hitler’i ortaya çıkaran dönemin şartlarını da irdeliyorlar. Emil Hahn mağrurdur yaptığından pişmanlık duymamaktadır ve her fırsatta ne yaptıysa ülkesi için yaptığını savunur (ama yine de bu kıyımlardan haberi olmadığını söyler) toplu katliamların yapıldığına ve insanların binler halinde gaz odalarında öldürüldüğüne hala orada bile inanmamaktadır ve bunun teknik anlamda nasıl mümkün olduğunu sorgular. Toplama kamplarında çalışan birisine gülerek bunun mümkün olup olmadığını da sorar, bu kişi de bir odaya biriktirilen binlerce insanın gaz verilerek sadece dakikalar içinde öldürülebileceğini söyler. Kabaca bir hesapla yarım saatte 10.000 kişi bile öldürülebileceğini zaten problemin öldürmek değil cesetleri yok etmek olduğunu söyler. Ernst Janning şöyle der

“It is important not only for the tribunal to understand it, but for the whole German people. But in order to understand it, one must understand the period in which it happened. There was a fever over the land, a fever of disgrace, of indignity, of hunger. We had a democracy, yes, but it was torn by elements within. Above all there was fear, fear of today, fear of tomorrow, fear of our neighbors, and fear of ourselves. Only when you understand that can you understand what Hitler meant to us, because he said to us: “Lift your heads. Be proud to be German.”

İlk defa konuşmuştur, konuşma gereği duymuştur çünkü avukatı Feldenstein dosyası hakkında oldukça başarılı bir savunma yapmaktadır şahit olan kadına küçük düşürücü ve kenara kıstırıcı sorular sorar öyle ki müvekkilini ‘suçsuz’ çıkarmak üzeredir. Yeter diye bağırır Janning ve Feldenstein dosyası hakkında ifadesini verir. Önce yaşadıkları dönemin şartlarını anlatır ve düştükleri durumun Hitler gibi bir adamın peşinden gitmelerine nasıl yol açtığını. Avukatı filmin başında bir yerden bir alıntı yaparak başlamıştır konuşmaya, bu alıntıda bir yazar Alman sanıkların suçlarına kanıt olarak ‘vahşi karakter’lerinin incelenmesinin bile yeteceğini yazmaktadır. Rolfe sözüne devam eder öyle ise Ernst Janning’in karakterini inceleyelim! Görelim vahşi miymiş değil miymiş. Janning hayatını adaletin önemine adayan ve bu uğurda birçok kitaplar yazan bir insandır. Yargıç Haywood kendisinin bir kitabını okurken, nasıl olur da bunları yazan bir insan bir kişiye yoktan yere kısırlaştırma cezası verir anlamak çok güç der. Janning dava hakkında konuşur, aslında hükmünü mahkemeye hiç gelmeden verdiğini ve bunun bir yargılama değil bir kurban merasimi olduğunu söyler. Zavallı savunmasız bir Yahudi’nin kurbanı.  Belki milyonların yok edildiğini bilmiyorduk ama yüzlerce insanın öldürüldüğünü biliyorduk bu bizi daha az suçsuz da yapmaz. Ki bilmiyor idiysek bu bizim bunu bilmemek istediğimiz içindi der. Bu sırada Hahn ayağa kalkar ve Janning’e hain, hain! Diye bağırır.

Avukat Rolfe başından beri bu mahkemede bu kişilerin değil Alman milletinin yargılandığını savunur. Asıl sorumlular gitmiştir, Hitler, Goebbels, Goring..geriye kalanlar ise doktorlar mühendisler ve yargıçlardır. Verilen hükümler de bu neticeyle Alman milletine verilmiş olacaktır. Bayan Berltholt filmin yan karakteri olarak bu konuda başarılı mesajlar verir. Almanların aslında ‘canavar’ olmadıklarını kanıtlamak ister her fırsatta. Hakimi yemeğe davet eder, konsere davet eder. Bak der, biz de insanız! Amerikan yüzbaşının kolunda kendisini hakime tanıttığı Alman sevgilisi de –Guten aben! Derken bu iddiayı kanıtlar bir eda taşır. -Filmin siyasal vurgusuna kısaca değinecek olursam konjonktürel olarak dönemin asıl tehlikesi Sovyetler Birliği’dir. Filmde de bu mesajı sıklıkla verirler Stalin Çekoslovakya’yı işgal etmiştir, eski bir Nazi şöyle der: başından beri biz haklıydık, gördünüz mü asıl sorun doğuda! Filmde de ifade edildiği gibi ‘özgür dünya’nın Almanlara ihtiyacı vardır. Sovyetleri çevreleme işini Batı tek başına ve hatta Almanları karşılarına alarak yapamaz. Bu dönem için bu filmin yayınlanmasının çok büyük bir jest olduğunu düşünüyorum. Bugün 2016 yılında bile askeri anlamda bir nevi Amerika’ya olan bağımlılığından kurtulamayan bir Almanya söz konusu, bu ta o dönemlerden başlıyor, askeri ve ciddi ekonomik yardımlar ile. Tabi sadece bunlar değil birtakım jestler, bu filmin de bu anlamda bir jest olduğunu düşünüyorum.-

Filmin bütün oyuncularının muhteşem denebilecek bir oyunculuk yeteneği var. Bu seyirciyi bir yerde manipüle edebilecek nitelikte. Savcı Albay işlenen suçları birer birer karşısındaki insanların yüzüne vururken ortaya çıkan yıkımın sorumlularının cezalandırılmasını savunurken evet diyorsunuz, sorumlular adaletin tesisi için cezalarını bulmalılar! Tabi bu ceza sert ve soğuk olmak durumunda ki örnek olsun ve bir daha böyle bir facia ortaya çıkacak olursa ibret olsun. Avukat Rolfe konuştuğunda adalet kavramı önümüze çıkıyor. Ancak bir yerde kendisinin istediği de ‘merhamet’tir. Savcıyı toplama kampı görüntülerini yayınladığı için mahkemeyi manipüle etmeklesuçluyordu ve sanıklarla bireysel anlamda ilintisi olmayan bu görüntüleri yayınlamakla haksızlık ettiğini savunuyordu. Kendisi sözü aldığı ve Oscar’lık şovunu yaptığı sırada (Oscar ödülünü bu sahneden dolayı aldığı söylenir ve gerçekten Amerikan mahkemelerinde avukatlar bu kadar tiyatral savunma yapabiliyorlar mı çok merak ediyorum :)) yaptığı konuşma bundan pek farksız değildir. Churchill’den Stalin’den örnekler vererek bu suçun asıl ‘dünyanın suçu’ olduğunu savunur, “tabi ortada bir suç varsa”. Ben buna şöyle bir savunma yapabilirim, bu neden benim suçum olsun ki? Churchill’in suçu olabilir belki ama benim dedem koluna hiç swastika takmamıştır mesela. Ya da ben de takmadım.

Kaldı ki Hitler uluslararası kamuoyundan tepki çekmeyi başarabilmişti izlediği politikalardan dolayı. 2. Dünya Savaşı’nın başlaması da Hitler’in Polonya’ya saldırmasından 2 gün sonra Fransa ve İngiltere’nin Almanya’ya savaş ilan etmesiyle başlıyordu. Yani iki taraf arasında çıkan bir çatışmadan değil üçüncü bir tarafın müdahil olmasıyla, demek ki dünya buna bir dur demek istemiş. Avukatın verdiği bu nutuk bu sefer adalet ile yine çelişiyor Churchill Hitler’i övmüş olabilir, ya da Stalin de en az Hitler kadar katil olabilir ama yargılanan sanıklardan birisi ülkesi için ne gerekiyorsa yapacağını söyleyen bir hakim ve diğeri de avukatının aksi yönde olduğunu iddia etmesine ve hatta bunu ispatlayacak raddeye getirmesine rağmen mevzubahis davadaki davalı Yahudi’ye kurbanlık muamelesi yaptığını itiraf edebilen bir hakim. Ortada yaşanan bir gerçek ve sorumlular var. Sorumluların olduğu yerde sonuçlar da olur. Başa dönecek olursak, suç varsa cezası da vardır. Hukukçu olmadığım için teknik anlamda literatüre hakim değilim ancak burada işi karıştıran nokta bir yerde suç ve cezanın niteliği, hatta belki de göreceliği. Bu suçun niteliği nedir? Gerçekten birer hakim olan bu insanlar milyonlarca insanın toplama kamplarında öldürülmesinde sorumlu mudur? (içlerinden biri bunun gerçek olduğuna hala inanmıyordu) Ya da şartlar öyle gerektirdiği için ‘kollarında swastika ile’ mahkemedeki sanıklarınahaksız hükümler vermeleriüzerlerindeki sorumluluğu düşürür mü? Tek sorumlular gerçekten Hitler ve avanesi mi? Mesela aklıma direk gelen bir soru, öyle gerektirdiği için kardeşini öldüren bir şahıs bundan sıyrılabilir mi? Y.Z = X  Denklemi ile, Y: şartlar, Z: bir kişinin bir kardeşini öldürmesi X: mahkeme kararı. Y’nin niteliği X’i etkileyebilir ancak Z’nin niteliği hiçbir zaman değişmeyecektir, çünkü A şahsı kardeşini öldürmüştür. Bu tartışma belki hukuk felsefesine girer uzadıkça ancak filmde öne çıkan tartışma da bu bana göre. Bu denklemi şu şekilde daha karmaşık hale getirebilirim: (Adalet Anlayışı).Y.Z = X.  Adalet anlayışı bu hukuk probleminde farklı bir değişken olarak önümüze çıktı şimdi de. Sert ve soğuk bir adalet mi yoksa merhametli bir adalet mi? Adaletin objektif anlamda normatif bir niteliği var mıdır? Tanımı olabilir belki ama adalet bir yerde idealdir. İdealdir ve anlayıştır ancakadaletin ideal olması ve anlayışa tabi olması onun görece olduğu anlamına gelmez. (veya mutlak anlamda görece olduğu anlamına gelmez) Çünkü bu bizi meşrulaştırmamız gereken bazı absürt kavramlarla baş başa bırakır, zalimin adaleti gibi. Neden olmasın diye sorulacak olursa ideal olan adaletin en azından zulüm ve zalim gibi kavramlarlayan yana anılamayacağını söyleyebiliriz bu da sonuç olarak elimize adaletin niteliği ile alakalı bir şeyler verebilir. Adalet ile alakalı bu beyin fırtınasını bir kenara bırakarak filme dönecek olursak, filmin sonunda geçen ifadeler oldukça çarpıcı ve burada anlatmaya çalıştığım şeye yol gösterici nitelikte. Ernst Janning Hâkim Haywood’u dava dosyalarını teslim etmek ve onu bizzat görmek için hücresine davet etmiştir. Görüşmüşlerdir de, Janning’in asıl isteğinin günah çıkarmak olduğunu görüyoruz burada. Oldukça üzgün, pişman ve iç parçalayan bir yüz ifadesi ile “I never knew it would come to that.” der Hâkim Haywood’a. Ben olsaydım merhametimle boynuna sarılır ve ağlaşırdık belki kendisiyle ama Hakim Haywood ‘adil bir hakim’den beklenebilecek bir cevap verir: “Mr. Janning it came to that.” Ve devam eder “.. the first time you sentenced a man to death you knew to be innocent…” Janning günah çıkarmak isterken günahlarının yüzüne çarpılmasıyla karşılaşmış ve öylece kalakalmıştır. Ernst Janning adalet üzerine kafa yoran ve yazıp çizen bir hakim iken suç içlemiştir. Bu suçunun da cezasını hüküm giymiştir. Merhamet dilemesi gereken başka makamlardır çünkü adalet ona sorumluluğunun sonuçlarını teslim etmiştir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s