Van, Yolumun Üstündeki Güzel Şehir

2016 yaz seyahatlerim üzerine yazmaya başladım nihayet. Bu yazımı sadece Van şehrimiz üzerine ayırmaya karar verdim. Arkasından müsait olma durumuma göre peyderpey İran seyahatimi ve İran şehirlerini kaleme alacağım.

2016 yılı sanırım hayatımın en unutamayacağım dönemlerinden birisine ev sahipliği yapmıştır. Baştan sona atraksiyon dolu dopdolu bir yıl. İlk uzun seyahatime çıktığım kısa zaman sonra seyahat işini zirvelere taşıdığım, terör eylemleriyle sarsılıp darbe kalkışmasıyla atraksiyonun uç noktalarını yaşadığım bir yıldı 2016. Gelecek seneler bize ne getirip ne götürecek bunu yaşayıp göreceğiz ancak şimdiden hafızamdan hiç silinmeyecek gibi geliyor 2016.

Van. Evet konumuz bu. Geziye çıkmadan giriştiğim geniş çaplı hazırlıklara İran yazılarında değineceğim o yüzden direk konuya giriyorum.

Van’da ucuza kalınabilecek polisevleri öğretmenevleri var ancak ben buna gerek duymamıştım. Bir arkadaşımın aracılığıyla Couchsurfing’den, Van’da yaşayan birisiyle (Varol) iletişime geçtim ve Varol sağolsun beni ağırlayabileceğini söylemişti. Van’da geçirdiğim bir gecede onun diğer öğretmen arkadaşlarıyla birlikte kaldığı evinde kaldım. Kendisi bir rehber öğretmeni. Varol da beraber kaldığı arkadaşları da mükemmel kafa dengi insanlar. Van’a gidecek olursanız Couchsurfing’den Varol’u bulun, müsaitse ve sizi ağırlamayı kabul ederse onun yanında kalın.

Gidiş biletimi sağolsun babamın kartlarında biriktirdiği puanlarla almıştım. Şuan net fiyatı hatırlamıyorum ancak çok pahalı değildi 170~TL olması lazım. Açıkçası Van’a gitmek daha önce aklımın ucundan bile geçmezdi. Zaten o zamanlar Çözüm Süreci’nin noktalandığı ve Güneydoğu’nun kaynamaya başladığı zamanlara denk geliyordu. Kafamda olan şey Ankara’dan Transasya Ekspresi trenine binerek Tebriz’e kadar trenle gitmekti. Ancak araştırdığımda bu hattın güvenlik nedeniyle artık çalıştırılmadığını öğrendim. Şuanda ne durumdadır bu hat bilmiyorum bahsettiğim zamanlar Nisan/Mayıs 2016 tarihleri. Trenle gidemiyoruz madem ne yapalım ne yapalım diye düşünürken, İran’a uçakla gitme seçeneklerini göz önüne aldım ancak Tebriz’e de Tahran’a da 600 Lira’dan ucuz bilet bulamamıştım o aylarda. Daha sonra kıvrak zekamı çalıştırdım ve İran sınırına en yakın havalimanı olan ilimizi araştırdım ve bu ilimiz Van idi. İşte Van’ı ziyaret etme hikayem bu şekilde başladı.

20160524_082333.jpg
Sabiha Gökçen’de uçak trafiğini beklerken, en az yarım saat uçak kalkmak için sıra bekledi

Van’a gidip orayı gezip ertesi gün karayoluyla geçecektim sınırı, çevremdeki herkes kafayı yediğimi söylüyordu hele annem çıldırıyordu başıma bir şeyler gelecek oralarda diye. Görmüyor musun haberleri diyordu sürekli ancak planı kafamda kurduktan ve kararımı net olarak verdikten sonra fikrimi değiştirmeye yetecek sözler değildi bunlar. Hem ne demiş Pir Sultan Abdal? “Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım, Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” Çantamı sırtlandım, Pendik’te oturan halamın evine geçtim. Uçak Sabiha’dan erken bir saatte kalkacaktı çünkü. 23 Mayıs 2016 tarihinde evden ayrıldım. Aslında seyahatim daha o günden başlamıştı bile. Aman ya rabbi o ne işkenceydi, metro-otobüs yolculuğum 2 saatten fazla sürdü Esenler’den Pendik’e varana kadar. Çantalarım ağır ve kaba otobüsler tıklım tıklımdı. Sabah 6 gibi eniştem arabayla bıraktı beni havalimanına sağolsun. 15 dakika kadar sürmüştü evden çıkıp havalimanına varmamız. Diğer türlü nasıl giderdim o saatte bilmiyorum, yine uyumak zorunda kalırdım havalimanında geceden.

8 buçuk ya da 9 gibi Van’a indim. Cam kenarında oturuyorsanız Van’a inmek çok güzel bir his :). Uzun süre kara üzerinde uçtuktan sonra Van Gölü üzerinden geçip iniş yapınca bir sahil şehrine gelmiş izlenimine kapılıyorsunuz. Gölün de çok tatlı bir rengi var bu arada, mavinin yeşilin turkuazın harmanlandığı bir renk sanki.

Van’daki Ferit Melen Havalimanı oldukça küçük biraz da eski bir havalimanı. Atatürk’ten veya Sabiha’dan gelince insana değişik geliyor biraz. Ancak güzel yanı şehire yakın olması (zaten ne kadar uzak olacak :)) minibüsle ya da halk otobüsü ile rahatça şehir merkezine geçilebiliyor. Havalimanında iner inmez Varol’u aradım. Evde olmadığını eve akşam geçeceğini ancak o zamana kadar tarif ettiği bir dükkana çantamı bırakabileceğimi söyledi. Dediği yeri buldum bir dönerci/kebapçı idi burası, burada karnımı doyurdum yemeği ikram etmek istediler Varol hocanın misafirisin madem dediler teşekkür ettim gerek yok diyerek ödedim ücreti. Çantamı emanet ettim ve kısaca bilgi aldım gezilecek yerler hakkında. Tripadvisor’dan ve internetten kabataslak olarak baktığım şeylerin benzerlerini tekrarladılar. Kafamda ilk olarak Van Gölü’nün yanına gitmek sonra da Akdamar Adası’nı ziyaret etmek vardı. Bunu nasıl yapabileceğimi sordum tarif ettiler. Merkezden minibüslere binerek Gevaş ilçesine geçmemi burada iskeleden yarım saatte bir kalkan vapurlarla adaya gidebileceğimi söylediler ben de o şekilde yaptım.

Merkezde yürürken farklı hisler içerisindeydim, açıkçası Erzurum’un güneylerine hayatımda ilk defa iniyordum. Yürürken sürekli Kürtçe duyuyorsunuz abartı olur mu bilmiyorum ama Türkçe’den çok geliyordu kulağıma Kürtçe belki de algıda seçicilik dedikleri olsa gerek. Bazı park isimleri Kürtçe idi otobüslerde ya da çöp konteynırlarında  Şaredariya Bajarê Mezin a Wanê yazıyordu yani Van Büyükşehir Belediyesi. Ulan daha ne?! demiştim. Kendi içimde, bulunduğum bu durumun muhasebesini yaparken bu sırada minibüs durağına varmıştım ve bir şeyinde farkına varmıştım. Şehrin birçok yerinden görülebilecek bir tepede “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılı idi. Biraz eskiydi heralde çünkü silinmeye yüz tutmuş bir yazıydı.

Van.jpg

Türkçü arkadaşların hoşuna gitmeyecektir bu sözlerim ancak benim kafamda kurduğum Türk Milliyetçiliği anlayışına göre dağlara taşlara bu sözleri yazarak ne kimseyi Türk edebiliriz ne de mutlu. Oradaki o bayraklar var ya, heh, işte onlar inmesin diye kanlarımız helal olsun ancak hamasi asabiyetçilik ve içi boş Türkçü söylemler (evet Güneydoğu’da insanların gözüne sokarcasına bu yazıları yazmak da bunun içine giriyor) bizi hiçbir yere taşımayacaktır. Ayağımızın takıldığı bu çamurda debelenip dururuz ancak, bizi kurtaracak olan oradaki bayraklar uğruna İstiklal Marşı yazan ve Türklüğü ancak üst kimlik olarak alan Mehmet Akif’in milliyetçiliği olacaktır.

Bu düşünceler içerisindeyken minibüsü bulmuştum ve binmiştim. Şöyle bir şey var, Van’ın merkezi oldukça tertipli ve büyükşehir imajı veren gelişmiş bir görünüşe sahip. Ancak merkezden az bir şey açıldığınızda şehrin asıl taşra yüzüyle karşılaşıyorsunuz. Yani merkezin hemen yakınlarında olan minibüs durağında bile dediğim şey dikkatinizi çekecektir.

20160524_113612.jpg

Minibüse 8 lira vermiştim sanırım Gevaş için, arabada benden başka Kuzey Irak’tan gelen bir çift ve onların da yanında onlara tercümanlık yapan oralı bir genç vardı. Araçtaki insanların büyük kısmı Kürtçe konuşuyordu hatta bu Kuzey Iraklı çift de Sorani Kürtçesi konuşuyordu sanırım çünkü biraz değişik bir tınısı vardı konuşmalarının Kurmanci’ye göre. Şoförle de Kürtçe konuşan yolcular oluyordu ben ne oluyoruz lan ne çeviriyorsunuz arkamdan modundaydım. Şöyle ki:

 

İstanbul Türkçemle dımdızlak sırıtıyordum resmen. Taşrada iken İç Anadolu’da ya da Karadeniz’de de aynı şekilde insanlarla konuşurken sanki çok yapmacık konuşuyormuşum gibi geliyor hep hele bir camide bir yerde yaşlı bir amcamla konuşuyorsam taptaze Anadolu kokan bu şivenin yanında ah öldür beni dede modlarında oluyorum hep.

Araç kalktıktan yarım saat sonra Gevaş’a varmıştık. Bu yollara, gitmeden önce Google Streets’ten bakıyordum gerçekten müthiş bir yol burası sağlı sollu manzaraya doyulmaz.

van2.png
Google Streets’te Van-Gevaş yolu

Bu yolda giderken iç geçiriyordum ah ne güzel memleketimiz var kadrini kıymetini bilmiyoruz diye söyleniyordum kendi kendime. Şu güzellik başka nerede vardı? Hadi kıymetini bilmiyoruz, başına gelenleri hiç haketmiyor ve çok çok yazık ediliyor Van’a.

20160524_122907.jpg
telefondan çektiğim Gevaş yolu

Ben bunu daha sonra öğrendim ama benden sadece 2 hafta sonra Gevaş’a giden bu aynı yolda bir avuç kahpenin EYP saldırısı sonrası 6 polis yaralanmıştı.

0x0-21.jpg

Yani bu topraklar bunu hakediyor mu? İnsan kahroluyor bu haberleri duyunca şu görüntüleri görünce. Van gerçekten tabiatıyla çok güzel bir şehir, çevresi dağlık ancak büyük oranda yeşil dağlar çıplak değil ki sizi yeşiliyle şaşırtacaktır ben Güneydoğu’da mıyım diye.

van selfisi.jpg
İstanbul’a gönderdiğim rahat olun hala tek parçayım özçekimi

Minibüs bizi bıraktı hemen Gevaş’taki iskelenin yanına, işletmeciye kaçta kalkar vapur diye sorduğumda şaşırmadığım dolunca kalkar cevabını aldım. Ben vardım, Kuzey Iraklı çift birkaç kişi daha vardı minibüsten inen. Bir süre bekledik bu sırada çevreyi fotoğrafladım ben de.

Peşimizden bir aile sonra farklı bir grup geldi. Kaptan yeterli sayıya ulaştığımızı düşününce gemiyi çalıştırdı. Bu arada benim kafamda vapur diye kalmış ama şimdi bakınca bir daha baya ufak gemiymiş ya :).

IMG_5772-2.jpg

Gemi hareket aldığında tadına doyulmaz bir manzara ile karşı karşıya idim artık. Biraz iç geçirdikten sonra kamerama sarıldım ve bol bol fotoğraf çektim.

Gemide Yüksekova’dan gelen bir grupla tanıştım. Benden fotoğraflarını çekmemi istediler, ben de onlardan beni çekmelerini rica ettim. Adaya varana kadar muhabbet ettik, adada da beraber gezdik hatta dönerken de beraberdik.

IMG_5821-2
Life of Pi? anyone?
IMG_5825-2
Sağdan ikinci Din Kültürü öğretmeni Taha abi

Sadece Taha abinin ismini hatırlıyorum gruptan. Kendisi Yüksekova’da Din K. A.B. öğretmeni imiş ve 2 aydır sokağa çıkma yasakları yüzünden evlerinden çıkamadıklarını, haliyle okulların da kapalı olduğunu ders yapamadıklarını söylemişti. Evde kitap okumaya çalışıyorum ben de demişti. Soldan ikinci olan KPSS sınavına gireceği için hep beraber Van’a gelmişler sokağa çıkma yasağının bittiği bir anda. Hepsi de canayakın insanlardı çok samimi sohbetimiz oldu.

Siyasetten de konuştuk çözüm süreci üzerine fikirlerini sordum. En çok Din Kültürü hocası Taha abi ile konuştum. Keşke süreç hiç bitmeseydi diyordu. Çözüm süreci sırasında bölgede bir umut yeşerdiğini ve yaşamın çok farklı bir hale geldiğinden bahsediyordu. Yaşadığı çevreyi anlatırken isimler bile beni ürpertmeye yetiyordu Yüksekova, Dağlıca, Şemdinli… Son seçimlerde HDP’yi desteklediklerini ama partinin onları yüzüstü bıraktığından ve bütün umutları boşa çıkardığından bahsediyordu. Hendek siyasetine lanet okuyordu ama devlete de kızıyordu alınan sert önlemler için. İstanbul’da yaşayan bir adam için hava hoş ama dile kolay 2 ay insanlar evlerinden çıkamıyor yaşamadan kolay kolay ahkam kesilecek bir şey değil. Devletin işi bu değil mi ama, güvenliği yerinde sağlamak diyordum ben de. Devlet eskiden dağlarda savaşırdı ama bütün bu insanlara rağmen savaşı şehirlere çekenlerle şehirlerde savaşmak durumunda şimdi de. Ah abi diyordu, bizim ne güzel memleketimiz var hiç hakediyor mu bunları, hiç hakediyor mu? İnsan üzülüyor bu duruma, sadece televizyonlarda patlamalalarla çatışmalarla duyduğumuz gitmeyi hiç aklımızın ucundan geçirmediğimiz hatta memurluk tayini çıkması durumunda buyurun cenaze namazıma moduna girilen bu topraklarda yaşayan insanlar var ve bu koşullar onları, bizi haberlerde duyduklarımızdan etkilenmemizden çok daha fazla etkiliyor. Biz bu konuşmayı yaparken bu sırada Akdamar Adası’na da (Orijinal ismi Akhtamar, Ermenice) yaklaşmıştık, Akdamar Kilisesi’nin kubbesi de ucundan görünmeye başlamıştı.

IMG_5833-2.jpg

Ada’ya ayak bastığımda müzekartımı getirmediğime pişman olmuştum. Müzekartım vardı ve evde bırakmıştım hiç aklımdan geçmemişti lazım olabileceği. Adada müzekart geçerliydi ancak 10 tl ödemek zorunda kalmıştım kartım yanımda olmadığı için. Grupla bir müddet beraber gezdik kiliseyi beraber gördük. Kilisenin ismi orijinalde Surp Haç Katedrali ve Ermenilerin vakti zamanında inşa ettikleri heybetli katedrallerden birisi. Şöyle bir hikayesi de vardır ki, bu kilise hakkında zamanında Doğu-Güneydoğu’daki Ermeni izlerini silme politikasına dayalı olarak yıkılma kararı alınır. 1951 yılında yıkım kararı alındığı sıralarda hatta yıkılma işlemi başladığı günlerde (yanında bulunan şapel yıkılmış) tesadüfen o bölgede olan o zamanın genç gazetecilerinden Yaşar Kemal olaya müdahalede bulunur çeşitli makamlarla iletişime geçer ve yıkım kararını geri aldırmayı başarır. Kiliseyi gezerken Yaşar Kemal’i aklınızdan çıkarmayın http://www.agos.com.tr/tr/yazi/10802/yasar-kemal-in-agzindan-akhtamarin-kurtulusu

IMG_5945-2.jpg
öndeki ben

Kilisedeki freskler çalınıp çırpılmış ya da bakımsızlıktan tahrip olmuş ancak yine de geride kalan görmeye değer izler hala mevcut.

Kiliseyi gezdikten sonra ben gruptan ayrılıp adanın belli bir bölümünü çeviren çitleri aşarak adanın tepesine çıktım. Taşların üzerinden tırmanırken yukarılara doğru bastığım bir taş kıpırdadı geri çekildim bir de ne göreyim meğer kaplumbağaya basmışım. Çok sert basmamışım allahtan, gerçi sert bassam kırılır mıydı kabuk bilmiyorum. Yani adaya gidince kaplumbağalar da görebilirsiniz.

IMG_5919-2

Zirveye çıkana kadar arkadan birisi bağıracak in aşağıya diyecek diye korkuyordum ama şükür öyle bir şey olmadı, rahat rahat çıktım ve rahat rahat da oturup fotoğraf çektim zirveden. Ama şöyle bir şey var bunu çektiğim fotoğraflara tekrar baktığımda da farketmeye başladım, fotoğraf hiçbir zaman çıplak gözle görmenin verdiği duyguları veremez insana. Yani fotoğraf sanatı tartışmasına girebiliriz burada, asıl fotoğrafçı kimsenin göremediğini insana gösterebilir diyecek olanlar olabilir ama bir fotoğrafa bakmak hiçbir zaman bir manzaraya karşı oturup bunun tadını çıkarmanın yerini alamaz. Bütün duyular bu manzara ile etkileşim halinde iken yani gözleriniz görüntünün keyfini çıkarırken teninizi yalayan tatlı rüzgar kulaklarınızı okşayan kuş sesleri gölün ve adanın verdiği güzel koku… bunun yanında bir hissi yakalamayı başarmak, mekanın ruhu ile bütünleşmek, ne bileyim bunlar fotoğraflara bakarak anlaşılacak şeyler değil. Mesela şimdi buraya yine atıyorum tepeden çektiğim fotoğrafları ama, hiç.

Geminin kalkma saati yaklaşıyordu aşağı inip Yüksekovalı grupla buluştum tekrar, oradaki büfeden cips vs. bir şeyler almışlardı bana da ikram ettiler. Yukarıda kilisenin önündeki fotoğrafımı da yine Taha abiye çektirmiştim aşağı indikten sonra.

Dönüşte gemide yine beraber oturduk. Benzer konulardan konuşuyorduk yine, bir önceki gemiyle adaya geçen bizim gemiyle dönen birisiyle tanıştık. Bu İstanbul’dan sadece gezmek için birkaç günlüğüne buraya gelen Eskişehirli, İstanbul’da üstün zekalı öğrenciler? için açmış olduğu özel bir okulda hocalık ve idarecilik yapan bir öğretmendi. Fazıl hoca.

Gemiden indiğimizde ekibin aslında bir arabası olduğunu öğrendim ve bizi merkeze kadar bırakmayı teklif ettiler. Bu çok sevindirici bir haberdi ana yola çıkıp tekrar minibüs beklemek zorunda kalmayacaktım. Daha sevindirici olanı ise bana ve Fazıl hocaya Edremit’te köfte yeme teklifleri oldu. Edremit Gevaş’tan bir önceki ilçe idi ve buranın köftesi meşhurmuş.

IMG_5966-2.jpg

Edremit’e geçtik bir mekana çektik arabayı. Siparişi veriyorduk, yarım ekmek yeter bana dedim olur mu öyle şey sen bir porsiyon söyle yersin dediler. Zaten bizim onların misafirleri olduğumuzu ve bize para ödetmeyeceklerini söylediler. Abi olur mu öyle şey diyene kadar, şşt sus köfteni yeni dediler. Masaya gelen ilk iki tabağı benle Fazıl hocaya verdiler.

IMG_5974-2.jpg
Van Edremit’te köfte keyfi

Yediğim köfte gayet lezzetliydi ancak biraz farklı bir tat geliyordu ağzıma. Bunun fazlaca kullanılan kuyruk yağından olabileceğine kanaat getirdim. Köftenin yağı tabağa sürtününce anında donuyordu öyle garip bir yağ. Ancak nihayetinde köfte köftedir. Gurbette yenen ikram köftenin ise yeri apayrıdır. Yemeğimizi yedikten sonra ne kadar abi gerek yok ben öderim kendi hesabımı dedimse de ısrarla burada misafirimize hesap ödetecek değiliz dediler ve sağolsunlar ödediler hesabı hocanın hesabını da ödediler.

Yemeğimizi yedikten sonra kalktık hemen mekanın yanında bulunan camide namazları kıldık. Fazıl hocayla ben ikimiz de Van Kalesi’ne gidecektik. Aslında kaleyle  işleri yoktu ama bizi arabayla kale girişine kadar götürdüler. Arabada hep beraber konuşuyorduk, “arkadaşlar bizim başka bir ülkemiz vatanımız yok..” ayrılık vakti gelmişti. Ayrılmadan önce Taha abiden mail adresini almıştım, çektiğim bu resimleri ona da atacaktım, İran’da iken atmıştım. Topkapı’daki işyeri adresimizi telefon numaramı bilgilerimi de yazmıştım maile ancak bugüne kadar dönüş yapmadı. Ek: Yüksekovalılar hatta çevre illerde yaşayan insanlar yüzmeye ‘Van Denizi’ne gelirmiş :).

Fazıl hoca ve beni kalenin yanına bıraktılar vedalaşarak ayrıldık. (Önyargı ile alakalı, görüntüde en tehlikeli olan tip hangisi görünüyor? [benden sonra lolz] işte o, grubun en utangacı ve çekingeniydi) Kaleyi Fazıl hocayla birlikte gezdim ve birbirimize saatlerce yoldaşlık ettik. Kaleye giriş ücretli normalde ama biz bu ücreti vermeden girdik.

IMG_6058-2

Van kalesi çok güzel bir kale. Çevresi oldukça yeşillik kalenin tepesinde ve kenarlarında tarihi bir cami var. Aslında tarihi Van şehri bu kalenin hemen yamacında kurulu imiş ancak bugün o tarihi şehirden geriye sadece ufak bir iki cami ve eski evlerin temelleri kalmış.

IMG_6074-2.jpg
Tarihi Van şehrinin bulunması gereken yer

Kalenin tepesinden Van Gölü ve şehir çok güzel görünüyordu. Apartmanların büyük kısmı yeni görünüyordu bunun sebebinin 2011 Van Depremi sonrası şehrin yeniden imar edilmesi olduğunu öğrendim. TOKİ’nin büyük rolü var imar konusunda, hatırlayacak olursanız 2011’de büyük yardım kampanyaları düzenlenmişti Van için. Van belediye başkanı 2016’da terör örgütü üyeliğinden ve terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmekten tutuklandı. Şuan yargılanması hala devam ediyor. Gönderilen bu yardım paralarının bir kısmının PKK’ya sızdırıldığını okumuştum işte bunlar böyle…

IMG_5976-2
kaleye çıkarken
IMG_6009-2
bu ben
IMG_6005-2
bayrakları bayrak yapan..

Kalenin tepesinde dolaştıktan sonra arka tarafta gördüğümüz eski camilerin yanına gitmeye karar vermiştik. İyi ki de vermişiz.

Bunlar da camilerden görüntüler.

IMG_6103-2
Bana Van’ın resmini çiz deseler
IMG_6108-2
Bu Anadolu’ya açılan kapı

Biz gittiğimizde bu camiler restorasyon halinde idi hatta büyük oranda baştan inşa ediliyordu camiler. Eski halleri nasıldır bilemiyorum tabi ancak fotoğraflara dikkat ederseniz minare ve duvarların taşları oldukça yeni görünüyor. Bu aynı renklerdeki taşların kesilmiş ve kullanılmaya hazır halde caminin yanlarında bekletildiğini görmüştük. Anladığım kadarıyla orjinal dokuya sadık kalınarak kestirilen taşlarla tekrardan örülüyordu.

Bu camileri gezdikten sonra dönüş zamanımız gelmişti artık. Anayola çıkıp merkez yönüne giden arabalara otostop yapmaya başladık. Hiçbir araba durmadı.

IMG_6114-2

Bir süre yürüdükten sonra mahalle gibi bir yere ulaştık buradan minibüsler kalkıyordu. Minibüse bindik ve merkeze gideceğimizi söyledik. Fazıl hoca bir öğretmenevi ya da polisevi ayarlamıştı kendisine. Onun da mail adresini telefon numarasını almıştım daha sonra çektiğim bu fotoğrafları ona da yollamıştım.

Merkeze geçerken Varol’u arayıp whatsapptan konum atmasını istemiştim. Konumu atmıştı güzelce de tarif etmişti evi nasıl bulacağımı. Evi hemen merkezde idi bulmak zor olmadı hiç.

Eve vardım zili basıp geçtim içeriye. Fotoğraflarda gördüğümden ya da telefonda duyduğum sesten çok daha genç bir yüz karşıladı beni. Çok canayakındı direk aç mısın çorba içer misin hadi hemen otur sofraya dedi. Olur içerim dedim. Çantaları gösterdiği odaya koyduktan sonra mutfak tarafına geçtim. Burada 3 kişi oturuyordu ve İngilizce konuşuyorlardı. Aha tam da ortamını buldum demiştim. Varol arkadaşlarına tanıttı beni sonra da arkadaşlarını bana tanıttı. Oturanların ikisi Türk’tü ve evi Varolla beraber paylaşan arkadaşları idi üçüncüsü isi Faslı bir çocuktu yine benim yaşlarımda. İsmi Eyüb. Ben İran’a geçerken o İran’dan dönüyordu daha yeni gelmişti eve ben vardığımda. Fas üzerine, Fransız sömürgeciliği üzerine ve Game of Thrones üzerine muhabbet etmiştik onunla :). Varol ve arkadaşları da sağlam milliyetçi arkadaşlardı. Eyüb duş almak için müsaade isteyip kalktı, sonra bana yanımda bilgisayar olup olmadığını sordular var dedim. C.s. oynayabilir misin? Getir sana da yükleyelim hep beraber oynayalım dediler. Olur dedim çantamdan laptopu getirdim. Bu sırada çayımız da olmuştu çay eşliğinde 2-2 c.s. attık karşılıktı masada 4 laptopla :)). Oyun bittikten sonra ben de müsaade isteyip duş aldım. Sonrasında Eyüb’ten (Ayoub diye yazıyor ismini) İranla ilgili tavsiyeler aldım o da benden Türkiye ile alakalı tavsiyeler aldı. Van’ı gezmeye değer mi diye sordu Akdamar Adası’na mutlaka git demiştim.

Couchsurfing işini Varol şahsen yapıyor. Misafirlerini kendi odasında ağırlıyor arkadaşlarının kendi odaları var ancak belli ki bu onlar için problem oluşturmuyor. Hatta bana göre onlar için de iyi oluyordur bu ben de bir öğrenci evinde ya da arkadaşlarımla paylaştığım farklı bir evde kalsam bu şekilde konar göçer misafirleri ağırlamayı çok isterdim. Bambaşka maceralar bambaşka hikayeler..

Varol odasının duvarına Kural-Rail asmıştı :).

20160525_080001-2.jpg

Varol ve arkadaşları ile hiç fotoğrafım yok, zaten bir gece kalmıştım kamerayı çıkarma gereği duymamıştım.

Bu arada merkezde iken İran’a giden arabaları araştırmıştım sabah evden çıkışımı da buna göre ayarlamıştım. Van’dan eskiden Tebriz’e kadar otobüsler gidermiş ancak şimdi ya sınır kapısına kadar götürüyor ya da İran’ın sınır kasabası Khoy’a kadar. Ben İran’da otobüs-minibüslerin çok çok ucuz olduğunu okumuştum o yüzden sınır kapısına kadar gider oradan binerim İran minibüslerine diye düşünüyordum.

Ertesi sabah erkenden kalktım, çıkmaya hazırlandım. Eyüb hala evde idi Varol çıkmıştı onun bir arkadaşı da çıkmaya hazırlanıyordu. Onlarla görüşüp vedalaştıktan sonra evden ayrıldım meydanda bir pastanede kahvaltı yaptım sonra da bir döviz bürosunda 100 TL yi 115.000 Riyal’e çevirdim. Döviz bürosunda İranlılar vardı onlar da Türkiye’ye gelmiş alışveriş yapacaklardı belli ki. Van’da çok fazla İranlı görmek mümkün. İran sınırına en yakın büyükşehir. İran’da bulunmayan birçok markayı Van’da bulmak mümkün. Hatta fiyatlar da İran’a göre çok uygun. Türk malları oldukça rağbet görüyor İranlılar nezdinde.

Parayı çevirdikten sonra otobüs firmasının yazıhanesine gittim. Minibüs kalkacaktı kısa süre sonra. Şaka maka İran sınırını karayoluyla geçecektim Zağrosların arasından. Bindiğim minibüs baya eski bir minibüstü bir ford transit, şoför ilkin kaçan bir benzin istasyonundan depoyu fulledi sonra araba bir yerlerde ses çıkarmaya başladı taşranın taşrası diyebileceğim bir sanayi bölgesine soktu arabayı, bir süre oyalandık burada. İşi bitince yola devam ettik. Erçek Gölü’nün yanından geçiyorduk manzara burada da çok güzeldi.

Van’dan Kapıköy Sınır Kapısı 100 km civarı. 1 saat 40 dk gibi bir zaman sürmüştü sınır kapısına varmamız. İşin ciddeyetine yavaş yavaş varmaya başlıyordum. Tek başıma sınırdan geçerek Tebriz’e gidecek ve Couchsurfing’den tanıştığım bir çocuğun evinde kalacaktım. İran’da tanıdığım bir kişi bile yoktu Deliliğe Övgü’den kendime pay biçip böyle bir işin içine girmiştim.

Sınır kapısına vardık, uzun tır, araç kuyrukları ve insan kalabalığı vardı. Gümrük oldukça köhne bir görünüme sahipti Türk tarafı da İran tarafı da. Gümrükten içeriye girdim tek başına oturan genç bir polis abi vardı. Hayırdır kardeşim nedir böyle çantalar falan dedi. Pasaportumu uzatmıştım o sırada harç pulunu yapıştırdı 15 tl yi verdim. Kısaca anlattım maceramı, afferin sana be Cihat dedi bana güvendiği için çantamı açtırmaya gerek duymadı sadece eliyle kabaca yokladı sonra bana hayır uğur dileyip gönderdi. Çantam sırtımda elimde pasaport Türk tarafından çıktım karşımda İran bayrağı dalgalanıyordu her yerde Farsça yazılar vardı ve insanların ten rengi direkt olarak değişmişti. Sadece 5 metre sonra değişen bu atmosferde kısa süreli bir şok yaşıyorsunuz. Artık bambaşka bir dünyadasınız. Kadınlar bu kapıdan geçerken başlarını kapatarak geçiyorlar. İran gümrüğüne girdiğimde selam verdim hepsi Azeriydi neredeyse beni çok güzel karşıladılar ve hiçbir zorluk çıkarmadan gönderdiler. Van maceram sonlanmıştı ve artık İran topraklarında idim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s